necmettin erbakan  

başlık içinde ara

  >>

  1. 28 şubat sürecinde bazı hatalar yapan siyasetçi. bunları bilerek mi yaptı yoksa bilerek riske mi girdi, zeki miydi yoksa bazı şeyleri düşünemedi mi beni terddütler içinde bırakan adam. ayrıca ergenekon'u sorduklarında "haberim yok öyle şeylerden" falan demiş.
    (zehir gibi 16/08/2009 14:21)
  2. milli görüş hareketinin kurucusu, 28 haziran 1996 - 30 haziran 1997 tarihleri arasında başbakanlık yapan zat-ı muhterem.

    aynı zamanda ergenekon'dan haberdar değilmiş, kendisi söylüyor:
    www.turktime.com
    (zehir gibi 20/08/2009 14:45)
  3. 28 şubat'a sürüklenişin sorumlusudur..
    libya'da çadırda muammer kaddafi çocuğunu azarlar gibi azarlarken susan,o zamanlar ülkenin zaten olmayan imajını yerle bir eden eski başbakanlarımızdandır..
    (alixandro87 22/08/2009 16:46)
  4. ak partİ'te oy veren yahudİ'ye oy verİr sözünün mümessili.*
    (satanist kesen mucahit kedi 22/08/2009 16:59)
  5. bugünkü başörtü yasağının perde arkasındaki sorumlularından...
    (adeviye 22/08/2009 17:37)
  6. zamanlamanın önemine ibrettir. âmiyâne tabirle delikanlıdır velakin altıpatlara ustura çekilmez, çekilince de geri konmaz. bİrçok eksileri bulunmasına rağmen kıymetli birisidir. en azından harbîdir.
    (adlin.katledildigi.yerden 24/08/2009 22:03)
  7. 28 şubat sürecinde, ağzından çıkacak iki kelimeyle iç savaş çıkarabilecekken, bunu yapmayarak ülkeye büyük iyilik etmiş kişi.

    bölük pörçük islam aleminin türkiye için önemli aktörlerinden biri. diğerleride malum. o böyle, bu şöyle demenin değeri dilin de kemiği yok, netice ortada haticeyi sana verseler ne olur bu saatten sonra...
    (kendini arayan adamin kendi 25/08/2009 18:38)
  8. 1980 yılı içerisinde İsrail kudüs'ü başkent olarak ilan ediyor. dünya kamuoyunun ve bilhassa İslam aleminin tel'in ettiği, yahudilerin kudüs'ü başkent yapma hadisesinin tel'in ve protesto maksadıyla bir miting yapılmasına ve bu mitingin de 6 eylül tarihinde konya'da yapılmasına erbakan'ın partisi msp tarafından karar verilmiştir. polisin mudehalesi sonucu müslümanlar sehit vermiştir bu protestoda.
    (cenkcihad 25/08/2009 18:53)
  9. çağımızın abdulhamid'i demiştir halid meşal o'nun için, gerçekten de öyledir.
    (powerfull 31/08/2009 02:07)
  10. 28 Şubat post modern darbesiyle iktidardan indirilen eski başbakan. tanıdığım bazı sp' li arkadaşlar hala sadece onun bu ülkeyi kurtaracağını söyler durur. İyide abi akp' de aynı oluşumun içinden çıkmadımı yani. ergenekon hakkında söyledikleri ile bende akıl tutulmasına sebep olmuş şahıs.
    (luckyluke 31/08/2009 13:30)
  11. ne zaman köşesine çekilecek diye merak ettiğim kişi.
    (huma 18/09/2009 09:12)
  12. çağımızın abdülhamid'i olması için iki cihanın bir araya gelmesi bile yeterli olmayacak olan siyasetçidir. dirayettir burada önemli olan. bahsettiğimiz ulu hakan hamid sultandır.. erbakan siyasetçi ise, hamid sultan siyasetin kendisidir..
    (akrep 18/09/2009 09:57)
  13. konya semalarında çokça uçtuğu görülmüştür.

    (bkz: tepeden bakmak)
    (usturublu 22/09/2009 23:19)
  14. prof. dr. mahmud es ad coşan ın 26 mayıs 1990 tarihli, içerisinde çok çok önemli söylemler geçen bir sohbeti vardır hakkında, erbakan hakkında esad coşan hocaefendinin söylediklerinden de malumatınız olması ve bir de o penreden erbakan ı görmeniz için -başlangıçta tek kelime bile etmeden- o sohbetten alıntılar yapıyorum. biraz uzun gelebilir ama nefesinizi tutarak okuyacağınıza ve hiç sıkılmayacağınıza eminim inşallah;

    "
    (...)

    böylece, tekkemizin bir aksiyonu olması dolayısıyla tepeden tırnağa destekleyerek devam etmiştik. sonra öyle zamanlar oldu ki, siyasi olaylarda hocamızın ikazları oldu, nasihatları oldu, tavsiyeleri oldu: "söyleyin şöyle yapsın!.. söyleyin onlara böyle yapmasın!.. sakın şöyle bir karar çıkartmasınlar!.. aman, sakın şu olmasın, bu olmasın!" tarzında. bunların da bir kısmına bizzat şahidim ve çok şahidler de vardır. 1980 askeri harekatından önce, hatırlıyorum: "partinin gençlik kollarını söyleyin kapatsın şunlar; bu çocukları mahvedecekler!.." dediklerini hatırlıyorum. onun üzerine, muhtelif yerlerden heyetlerin geldiğini hatırlıyorum. İsim olarak mesela, kayseri den tevfik rıza Çavuş kardeşimizi hatırlıyorum. onlar gelip:

    "--aman hocam, siz böyle böyle buyurmuşsunuz!.."

    "--evet."

    "--ama o zaman meydan şunlara kalır, bunlara kalır. kapatır mıyız, kapatırsak halimiz nice olur?" diye itiraz ettiklerini biliyorum.

    İtiraz edenlerin hepsi, sonra hapishanede, medrese-i yusufiyede biraz zahmet çektiler, üç-beş sene kaldılar. hâlâ muhakemeleri devam edenler vardır. yani, hocamız ın tavsiyesini tutmadıkları için...

    sonra bir ara başındaki şahsa, "söyleyin necmi ye partinin başkanlığından ayrılsın!" dediğini biliyorum. bunu tebliğ etmek için, kayınbiraderi osman Çataklı nın görevlendirildiğini; bir seferinde bizzat kendisinin gidip söylediğini biliyorum. fakat, ordan ayrılmadılar.

    (...)

    Şimdi biz bu kardeşlik duygusuyla, sevgisiyle, partinin merkez yönetim kuruluna eleman vererek; başkanlıklarına, başkan yardımcılıklarına eleman vererek; gençlik teşekküllerine eleman vererek, böyle devam ediyor idik. o zamanlar milli gazete nin almanya baskısında... 1983 de yedi ay kadar yurtdışında kaldım. bilmiyorum burda da yazıyorlar mıydı ama, almanya baskılarında, "bizim adabımız tekke adabıdır." diye yazılıyordu. her gün bir kuşak halinde, hiç değişmeyen bir kuşak halinde, iri puntolu harflerle, değişik renkte bir zemin üzerine, "bizim adabımız tekke adabıdır." diye yazılıyordu. her toplantıda, "bir kimsenin mutlaka intisabı olması lazım!.. mâneviyatsız olmaz! nefis terbiyesi olmadan olmaz!" diye söylüyorlardı. almanya daki kardeşlerimiz bilirler, almanya ile ilgisi olanlar bilirler.. almanya da akrabası olanlar, onlara mektup yazıp bu durumları sorabilirler.

    bu tavır, bir zaman sonra bariz bir değişikliğe uğradı, muhterem kardeşlerim! Çok bariz bir değişikliğe uğradı.. ve, parti çalışmalarında bize karşı bir tavır başladı. kaç sene önceden?.. Üç sene önceden, dört sene önceden, beş sene önceden, altı sene önceden itibaren bir tavır başladı. nasıl bir tavır başladı?..

    (...)

    bendeniz de, dergilerimizle size ulaşmayı düşünürdüm. dergilerimiz, benim size mektuplarım diye düşünürdüm. Şimdi, bizim almanya daki kardeşlerimiz ve partici kardeşlerimiz başladılar, "bu dergiler, bizim dergilerimiz değildir!" demeğe.. ama, dergimiz çıktığı zaman, milli gazete bayram yapıyordu. Çünkü, "İki-üç günlük malzeme çıktı; dergilerden alırız bunları, rahat ederiz." diyorlardı, yazı yazanlar. hakikaten de, bizim dergilerin malzemesi, emekle hazırlanmış dosyalar vs. özetleniyordu; milli gazete de yayınlanıyordu.. dergilerimizden istifade ediyorlardı ama, "dergiler, bizim dergiler değil!" diyorlardı. abone olmak; yok!.. abone olmaya engel olmak; var!.. almanya da sadece bizim sefer kardeşimiz vardır hamburg da; o da ihvanımızdır ve hocamız kendisine ders tarifi salahiyeti vermiş; aynı salahiyeti vermiş, ibkà etmiştim, "devam et!" demiştim... o kardeşimiz bizim orda biraz muavinimiz gibi olduğu için, genel merkezden saklı olarak biraz bir şeyler yapmağa çalışırdı.

    bizim vakfımızdan bazı kimseler, kazara, tesadüfen, istemeyerek, keşke ayaklarım varmasaydı diyerek, bir tüccarın yanına gitmişler üç-dört sene önce.. demişler ki:

    "--hakyol vakfı için, talebeler için burs filan topluyoruz. siz de katılırmısınız, yardım edermisiniz?.."

    cevap olarak:

    "--biz partiye soracağız; ne cevap verilirse ona göre hareket edeceğiz. biz doğrudan doğruya, her hangi bir yere yardım yapmıyoruz." filan demişler.

    sormuşlar partiye; sorduktan sonra da:

    "--yapamayız, bu vakıf bizim değil!" demişler.

    halbuki, hakyol vakfını hocamız * (rh.a.) kurmuştu. tüzüğünü ona okumuştum. hakyol vakfı nı dışlamışlar; beğenmiyorlar ve yardım yapmıyorlar.

    (...)

    bizzat necmeddin bey, konya ya geldiği zaman, bundan birbuçuk sene kadar önce: "efendim, böyle iki şey olmaz: hem hakyol a yardım edeceksiniz, hem milli gençliğe; olmaz!.. sadece milli gençliğe yardım edeceksiniz!.." demiştir. konyalılar burdadırlar, kendilerinden dinledim.

    yani, vakfımıza karşı tavır, dergilerimize karşı tavır; benim aciz naçiz şahsıma karşı tavır, kitaplarıma karşı tavır, "bu kitapları okutmayız!" filan tarzında.. fakat milli gençlik için, "hocam, düzce de konuşma yaparmısınız?" dediklerinde; "eee, yolumun üzeri, ankara ya gideceğim vaaz için; yapıvereyim!" dedim. ben giderim, onların vakıflarında konuşma yaparım. milli gençlik vakfının başındaki nevzat laleli de bizim ihvanımızdadır aslında, bize intisablıdır. ben onların müesseselerinde ayırım yapmadan konuşma yaparım; onların böyle bir ikili tavır hali, garabeti... kitaplarımızı okutmama, dergilerimizi okutmama, vakfımıza yardım etmeme; ama, olanca imkânlarıyla elemanlarımızdan faydalanma hali.. böyle bir değişme.. böyle bir acaib, garâib durum.. sübhànallàh!..

    belki düzelirler, belki akıllanırlar, belki bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu düşünürler filan tarzında bizim böyle sabrımız ile, bu böyle bu minval üzere devam ediyordu. bizim yurtlarımızdaki elemanlar, seçimlerde yardımcı olurlar, seçim konuşmalarına giderler... bizim hadis enstitüsündeki, ilahiyat fakültesindeki kardeşlerimiz, her tarafa dağılırlar... almanya dan gelen kardeşlerimiz arabalarıyla, burdaki kardeşlerimiz bütün gayretleriyle seçim için seferber olurlardı. onların tavrı ise böyleydi.

    sonradan iş daha da keskin bir hale geldi. başladılar partinin eğitim seminerlerinde tavır koymaya... meselâ, bunlardan birisi yalova da yapılan eğitim semineridir. ordaki konuşmaların notları çantamdaydı, bu sabah çıkardım, çantam biraz hafiflesin diye. cümle cümle okuyabilirdim ama, yanımda değil şu anda. belki bazı arkadaşlarımızın yanıdadır.. tarikata karşı bir tavır.. tasavvufa karşı bir tavır.. meşayihimize karşı bir tavır.. yani benim aciz şahsıma karşı bir tavır olsa, bir şey değil; elbette ben, kusurlu bir kulum. yani, eğer yola ben engel oluyorsam, itilir çekilirim bir kenara, olur biter. ama, tasavvufa karşı bir tavır; yani, benim yoluma, benim büyüklerime, benim bağlandığım şeye karşı bir tavır:

    "--tasavvuf da neymiş?.. Şeyhler laf üretmekten başka ne yaparlarmış?.."

    tarihi bilmiyor, tasavvuf tarihini bilmiyor; kafkasya dan haberi yok, Şeyh Şamil den haberi yok; İmam-ı rabbanî nin mücadelesinden haberi yok!.. sudan daki büyük şeyhlerin İngilizlere karşı yaptıkları cihaddan haberi yok!.. cahil!.. kültürsüz!..

    (...)

    vahdet gazetesi nden bir kardeşimiz gelmiş. (...) bir kağıt yazmış:

    "--hocam sizi seviyorum, lütfen bana bir randevu verin!" demiş.

    "--Çağırın şunu!" dedim.

    "--hocam, bir röportaj yapalım; kaç gündür peşinizdeyim, günlerdir bir türlü size ulaşamıyorum!.." dedi.

    (...)

    "--hocam, ne dersiniz; müslümanlar bir şura kurmalılar mı?.." filan diye bir soru ile başladı.

    "--dur, böyle şey olmaz; yani, bu benim keyfime kalmış bir şey değil!.. (ve emruhüm şura beynehüm) müslümanların prensibidir bu!.. kur an-ı kerimin koyduğu, ayet-i kerimenin koyduğu bir prensiptir; müslümanlar istişare yapacak!..

    (...)

    Şimdi, ismini burda bir kardeşimiz yazmış, söylemeyeyim gıybet olmasın; alay mevzuu yapılmış milli gazete de:

    "--Şimdi bir de İslâm Şûrâsı meselesi çıktı. eğitim şûrâsının arkasından, spor şûrâsının arkasından, bir de şimdi İslâm Şûrâsı modası çıktı." demişler.

    hayır!.. bu moda, peygamber efendimiz zamanının modası!.. kur an-ı kerim in modası!.. böyle dini gerçeklerle alay edilmez, oyuncak olmaz!.. bu adamlar sapıtmış, şaşırmış, dostunu düşmanını ayırt edemeyecek hale gelmiş. böyle saçma şey olmaz, muhterem kardeşlerim!.. kur an-ı kerim hakikatleriyle alay edilmez!.. benim böyle kimseyle, dostlukla, arkadaşlıkla, ihvanlıkla ilişkim yok!.. böyle bir yolla, böyle bir teşkilatla benim ilişkim olamaz! böyle bir kafayla benim ilişkim olamaz!..

    neden?.. bizim gayemiz, allah ın rızasını kazanmak. allah ın rızası nerdeyse onu yaparız. susmak gerekirse susarız; sükut da ibadettir. uyku gerektiği zaman uyuruz. gündüz giderim, mışıl mışıl uyurum; peygamber efendimiz kaylûle uykusu yapmış, sünnettir diye uyurum; uyku de ibadettir. süt içerken, peygamber efendimiz süt içmeyi severdi, sünnet diye içerim; süt içmek de ibadet olur. bizim yolumuz allah ın rızasını kazanmak; rızası neyse onu yapmağa çalışırız. hizmetse hizmet, uzletse uzlet; susmaksa susmak, konuşmaksa konuşmak; kavgaysa kavga,neyse...

    aklınızı kullanın, basiretinizi kullanın!.. kur an-ı kerim i kendinize rehber edinin!.. ben kur an-ı kerime aykırı bir şey söylüyorsam, dinlemeyin!.. ben rasulullah ın sünnetine aykırı bir şey söylüyorsam, yapmayın!.. ama, başkası da söylüyorsa, onu da dinlemeyin! hesap sorun!..

    "--niye sen kur anî bir hakikatle alay ediyorsun?" diye hesap sorun!..

    Çünkü, birçok insan, hesap sorulmadığı için şımarıyor. "sen hatâ edersen, seni kılıcımızla düzeltiriz, ey emirel mü minin!" diyen insanlar kalmadığı için, bazı insanlar şımarıyor, değişiyor.

    değişen ben değilim. 1990 yılının ocak ayına kadar, bütün kusurlarıyla bu kardeşlerimi destekledim. hâlâ desteklerim, ilerde de desteklerim; adam olurlarsa desteklerim, doğru yolda giderlerse desteklerim. doğru yolda gitmezlerse, babam olsa dinlemem; kardeşim olsa dinlemem!.. sizi de dinlemem, başkasını da dinlemem; doğru bildiğim şeyi yaparım.

    Çünkü, insanlar amellerine göre değil, niyetlerine göre mükafat alırlar. bir şeyin yanlış olduğunu bile bile susmak olur mu?.. bir yanlışlığın icra edildiğini göre göre susmak olur mu?.. "hakkın söylenmesi gerektiği yerde susan kimse, şeytan-ı ahrastır!" diyor peygamber efendimiz. Şeytandır diyor. susmak olur mu?.. onun çevresinde hoca yok mu?.. avrupa da hoca yok mu?.. camilerde hoca yok mu?.. niye söylemiyorlar?.. tek başıma kalabilirim, hiç kimse bana destek olmayabilir; ama ben, yanlış gördüğüm bir şeyi söylerim. Şûrâya dil uzatmak, İslami bir hareket değildir.

    "--cihad yapıyoruz." diyorlar, "ben cihad emiriyim!" diyor.

    muhterem kardeşlerim, şu anda bir harp var mı, türkiye de?.. yok!.. yani, harp yok, kıtal yok, silahlı bir çatışma yok... İrşad var, tebliğ var, ta lim var, terbiye var, hakkı söylemek var, hakkı ikàme etmek için yapılan çeşitli çalışmalar var... cihad, kafirlerle olur, kıtal kafirlerle olur. peygamber sas diyor ki:

    "--fitne zamanında eğer bir mü min bir mü mine silahını çekmiş olarak gelirse; hazret-i adem in hayırlı oğlu gibi ol! yâni, katil olan oğlu gibi olma; varsın o seni öldürsün ama, müslüman kardeşine el kaldırma!" diyor.

    (eşiddâü alel-küffâri ruhamâü beynehüm) "kâfirlere karşı sert, kendi aralarında şefkatli..." mü minlerin vasfı budur. mü min mü mine el kaldırmaz, mü min mü mine çelme takmaz. mü min mü minin aleyhinde olmaz, mü mini kötülemez. mü min mü mini dışlamaz. o cihad, kâfire yapılır.

    yaptın mı?.. afganistan a gittin mi?.. orda düşmana silah attın mı?.. cihad emiri!?.. nerde cihad emirliği yaptın?.. yapmadın, sadeve nutuk attın. "neler yaptık şu vatan için; kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik." dediği gibi şairin, sadece nutuk söyledin. vaiz de onu yapıyor, öbür hoca da öyle yapıyor, berikisi de öyle yapıyor.

    sen kendini doğru yolda sanabilirsin ama, ötekisi de kendini doğru yolda sanır. onun için, ictihad ictihadı nakzetmez. onun için Şafii mezhebi vardır, hanefi mezhebi vardır, maliki mezhebi vardır, hanbeli mezhebi vardır. Şu mezhebi vardır, maliki mezhebi vardır, hanbeli mezhebi vardır. Şu mezheb vardır, bu mezheb vardır ve biz onlara hak mezheb diyoruz.

    "--bana biat etmeyen, kendine din arasın!" diyor. yani, İslâm dan mı çıkıyor? böyle saçma şey mi olur?.. sen nesin?.. bulunmaz hint kumaşı mısın ki sana ittibâ edeyim?.. kusurlarını görmüşüm; zaten ekseriyeti sağlayamamışsın, tüm desteğimize rağmen yüzde yedilerde kalmışsın! 46 milletvekili + 3 senatörle meclise girmişken, şimdi sıfıra indirmişsin.. yani, ben ne diye sana uyayım?.. beğenmiyorum ki metodunu!.. bizim metodumuz o değil ki!..

    bizim metodumuz sevgi, kardeşlik, dostluk, vefa, ahde vefa... hani nerde ahde vefa?.. peygamber sas hazretleri buyuruyor ki:

    (lâ imâne men lâ emânete lehü) "ahdine sadakati olmayanın dini de yoktur." diyor. hani nerde ahde vefa?.. hani nerde 20 yıllık, 30 yıllık, 40 yıllık arkadaşlık?.. hani nerde iyiliğe iyilikle mukabele etme?.. ben seni 1990 yılına kadar desteklemişim, sen benim vakfımı niye desteklemiyorsun?.. sen benim dergimi niye desteklemiyorsun?.. sen benim kitabımda İslam a aykırı ne gördün?..

    hangi kardeşim ne gördüyse söylesin, çıkartalım. kitap çıkartmayayım, bundan sonra konuşmayayım, hatam varsa susayım...

    kendi keyfine göre bir yol tutturmuş, "cihad emiriyim!" diyor. ne cihadı?.. fi gayri sebilillâh cihad!.. böyle, allah yolunda cihad değil ki bu!.. 40 yıldır tanıdığımız insan, tam 40 yıldır tanıştığımız desteklediğimiz insan, beslediğimiz insan, varlığımızın her çeşidiyle katıldığımız insan; kardeşlerimizin parasıyla bütçesi şişmiş, kabarmış insan, almanya dan valizlerle gelen marklarla zenginlemiş insan... suud dan, kuveyt ten gelen paralarla şey yapmış insan...

    bütün gençlerimizle, okuyan talebelerle --kendi damatlarım dahil, kendim dahil-- seçim meydanlarında; erzurum un dağlarında; filanca yerin, samsun un, terme nin, fatsa nın köylerinde destekleğimiz insan; bu mudur ahde vefa?.. bu mudur dervişlik?.. sen, bu tekkenin mensubu değil miydin?.. sen, "bizim yolumuz, tekke adabıdır!" demiyor muydun?.. sen, "herkesin intisabı olması lazım!" demiyor muydun?.. derviş, şeyhinin sözünü dinlemezse dervişliği nerde kalır?.. Öyle saçma şey mi olur?..

    (...)

    aradan 20 yıl geçtikten sonra, 46 milletvekili + üç senatör = 49 parlamenteri sıfıra indirdi; yüzde yedi, yüzde on bir şey... "bundan sonraki seçimlerde ne tahmin ediyorsunuz, en iyimser tahminlerle?" diye soruyorum; size de sorsam siz de aynı şeyi diyeceksiniz:

    "--yüzde on, yüzde oniki, yüzde onbeş..."

    e, bizim türkiye de nüfusun % 99 u müslüman. niye sağlanamamış bu birlik ve beraberlik?.. biz, bunun hatasını görüyoruz. biz, müslümanların kardeşliğinin tam ifade edilemediğini görüyoruz. cihad literatürü işliyorlar, cihad literatüründen coşan gönülleri müslümanın üzerine tevcih ediyorlar. Öyle saçma şey olmaz!.. cihad müslümanla olmaz, müslüman müslümanla cihad etmez. birisi ötekisine kılıç kaldırırsa, silah çekerse, ölen de öldüren de cehennemdedir. biz, bunu anlatmağa çalışıyoruz. "dervişlik metodunu kullanalım! yolumuz budur, gerçek müslümanlık budur!" diyoruz. "yaradılanı hoş gör, yaradandan ötürü!" diyoruz. "kusuru kendimizde bilelim!" diyoruz.

    millet kusuru kendisinde bilmiyor; "efendim, % 90 müslüman hatalı" diyor. "Ötekiler, patates dininden!" diyor; tabiri aynen böyle!.. yani, "partiyi (rp) destekleyenler tamam, desteklemeyenler patates dininden, diyor; desteklemedikleri için alay ediyor. cihadı öğüyor, medhediyor, medhediyor, medhediyor; ondan sonra da, ne diyor:

    "--en büyük cihad, seçim sandığında parti müşahidi olarak bulunmaktır!" diyor.

    peki öyleyse, sen partinin muvaffak olması için, müşahidin bile böyle cihadın en yüksek mertebesinde olduğunu ifade ediyorsun da; niye reye en çok muhtaç olduğun zamanda ve seni en son seçime kadar desteklemiş olan dergâhla savaşa kalktın?.. madem bu kadar ince, madem başarı o kadar önemli, madem bir sandık başında müşahid olmak bile cihadın en üstünü; sen niye böyle bu kavgayı çıkartıyorsun?.. niye benim dergilerime, vakıflarıma --sadece benim değil yani, şu veya bu, bir çok şeye-- savaş açmış durumdasın?.. biraz kusuru kendinde görsene!... biraz söz dinlesene!..

    "hocalarla bir şura kurayım da, başıma hocaları bela mı alayım?" demiş rıfat boyukalın a... böyle şey mi olur?.. Şurayı kabul etmiyor ki adam!... "ben emirim!" diyor. "baş başa, baş şeriata bağlı; yani bana bağlı" diyor. kendisine bağlı demek istiyor. "ben de istediğim gibi ictihad ederim!" diyor.

    sen ictihad edemezsin!.. Çünkü sen, ne ayet bilirsin, ne hadis bilirsin, ne arapça bilirsin, ne de ictihadın şartlarından herhangi bir tanesine sahipsin, ne de ekseriyetle tasvip görmüş ve seçilmiş bir insansın!.. senin eski yol arkadaşların bile sana kırılmış, senden ayrılmışlar. en son noktaya kadar, sana elinden geldiği kadar yardım etmiş, yaralarını sarmağa çalışmış insanlarız biz. bize bile tavır almışsın. sen nasıl cihad edeceksin?..

    ne biçim cihad? ne biçim anlayış? bu kafa ile nereye varılır?.. "korkarım ki ey yolcu bu gidişle hacca varamazsın; çünkü, tutuğun yol haccın istikametine doğru değil, ters tarafa doğrudur." dediği gibi Şeyh sa dî nin. durum böyle.

    (...)

    lütfi doğan hoca benim yanıma gelirken:

    "--efendim (n. erbakan ın zât-ı âlinize hürmetleri var, ellerinizden öpüyor.") diyor.

    benim yaşım ondan küçük, benim elimi ne diye öpüyor? o hiç öpmesin!.. ben öyle bir şey demiyorum, istemiyorum, siz de öpmeyin!.. "esselamü aleyküm ve rahmetullah" diyelim kâfî; ne diye elimi öpüyorsunuz?.. İstemiyorum.. vallahi billahi istemiyorum, engellemeğe çalışıyorum. lütfen öpmeyin! lütfen özel bir sevgi göstermeyin!.. İşte şu oturan kardeşlerden bir kardeş gibi, ihvan olarak bir sevgi gösterin; olağanüstü bir şey istemiyorum. kardeşinizim. siz bizi kardeş edinmişsiniz, ben sizi kardeş edinmişim; bundan fazla bir şey istemiyorum. ama, "ellerinden öperim!" deyip, arkasından kuyu kazmak, İslâm da yoktur.

    bir kısmı diyor ki:

    "--hocam, parti kuracakmışsınız!"

    parti kurabilirim, bu benim hakkım. hiçbir zaman kurmam demedim. parti kurmak sadece bir şahsın inhisarında değil; hele beceriksiz olduktan sonra, hele başaramadıktan sonra... İlle bir şahıs parti kurar da, ondan sonrası kuramaz diye bir şey yok.

    eğitimlerinde söylüyorlar, "İkinci bir baş çıkarsa, başını kesmek lazım!" diyorlar. yani, kesme tabiri var literatürlerinde.. hem de kaç seneden beri!.. adapazarlı kardeşlerim bilirler, kaç seneden beri, partinin eğitimi içinde bu vardır. kesilir kafası, çıkmasın filan diye; çıkmaması için çalışıyorlar.

    (...)

    "

    esadcosan.awardspace.com

    not: yazının tamamı yukarıdaki linkte yer alıyor, ben önemli bulduğum yerleri alıntıladım sadece.

    son söz olarak: umarım necmettin erbakan ı, prof. dr. mahmud es ad coşan hocaefendinin sözleriyle de tanımışsınızdır. ve kimileri için de "hoşgörü, hataları dile getirmemek, hakkı söylemede susmak" konusunda iyi bir ders olmuştur.
    (kyuubi no kitsune 22/09/2009 23:28)
  15. burada adı geçen şahıs, edebiyatçı,sanatçı veya sporcu olsaydı bu kadar tezat açıklamalar yan-yana gelebilmezdi...demek ki siyasetçilerin değerlendirilmesinde adil olunamıyor...aidiyetler belirleyici oluyor...bunda siyasetçilerin rolü daha fazla...zira hiç birisi uzun yıllar aynı adreste oturmuyor...bir türlü aradığında bulamıyorsun....bulmayı ummadığın bir yerden karşına çıkınca şaşırıyorsun....
    belki de siyasetçilere yüklediğimiz abartılı misyon ve beklenti onları eziyor yada ayağını yerden kesiyor...
    erbakan a gelince; oğuzhan asiltürk, mustafa kamalak, yasin hatipoğlu, şevket kazan vs. ihtiyar heyetinin başı olması hasebiyle istişare kurumunu çalıştıramamış, muhalefeti, farklılığı bölücülük görmüş büyüğümüzdür...
    herkes kadar haklıdır...herkes kadar farklıdır...abartmamak lazım....
    (ankebutrb 14/11/2009 18:29)
  16. bir davaya baş koydu ve onu milyonlar sahiplendi.
    bir çok sivil örgütün kurulmasına önderlik etti.
    onun yaptıklarını görünce eleştirilerimi yutkunurum. * *
    (ahibaba 14/11/2009 20:00)
  17. 28 şubatın sıkıntılarını fazlasıyla çekmiş bir insan olarak, sadece hemşehrim diyebiliyorum...
    (tac mahal 14/11/2009 20:11)
  18. atatürk yaşasaydı o da refah partili olurdu sözünün sahibi.
    (yettim gayri 09/01/2010 20:38)
  19. (bkz: necmettin erbakan ın mal varlığı)
    (bkz: atatürk ün mal varlığı)

    herşeyden önce (bkz: kainatın uğruna yaratıldığı şahsın mal varlığı)

    edit (ek) : (bkz: fareli köyün kavalcısı)
    edit (ek2) : (bkz: parayla saadet olmaz)
    abartılı edit (son ek ) : (bkz: senin peygamberinle benim peygamberim bir değil)
    (mese odunu 30/01/2010 01:31)
  20. çocukluğumda kafiyeli iki sloganla hafızama kazınmış eski siyasetçi.
    -mücahit erbakan!
    -başbakan erbakan!
    (sebze 30/01/2010 13:34)
  21. millet allah demekten korkarken çıkıp ateistin kafasına masonun locasına memurun masasına türkün anayasasına hak yol islam yazacağız deyen siyasetçi bugün allah diyebiliyorsak yatıp kalkıp ona dua etmemiz lazım.. ve bir gün tarih de yazacak ki ülkenin gelmiş geçmiş en zeki adamı ve yaptığı büyük hamlelerle ülkeyi ayakta tutan yegane insan. ayrıca kıbrıs fatihidir. libya da ise tv cilerin oyununa gelmiş aslında hiç bir sorun yaşamamış "yüce islam" lideri. 28 şubatta arkasında durmayan bazı insanlar diyorlarki korktu kaçtı hayır öyle bir şey yoktur. görevi haziranda bıraktı en sonnunda dtp kurulduğu için çoğunluk sayısını kaybetmiş ve mecburen koltuğu bıraktırılmış insan. o zaman dtp yi kuran hüsamettin cindoruk genç bakışta bir açıklama yaptı.28 şubattan sonra ,şu an türkiyedeki parasal olarak en zengin olan cemaatin lideri, o zamanlar için çok teşekkür etmiş cindoruğa ortamı germediniz çok teşekkürler diye. bunu yapacağına arkasında dursaymış şu an türkiye dünya lideri olabilirdi... ve çok partili hayatta ilk defa "mürteci" denmiş ilerici insan...
    (esedullah 17/02/2010 00:20)
  22. yalnızca hakkı savunan ''savunan adam''....
    (muharebeer 19/02/2010 18:42)
  23. (bkz: devrim arabaları) (bkz: ağır sanayi hamlesi) (bkz: d-8) (bkz: leopar tankları)
    (esedullah 26/03/2010 01:27)
  24. 'bizim iktidarımız döneminde rektörler başörtülü kızlara selam duracak' diyen ve başörtülü üniversiye girmeyi bile hayal kılan siyasetçi.
    koltuğu bırakmama konusunda ise denis baykal'ın en büyük rakibi.
    (liva 26/03/2010 02:54)
  25. siyonistlerin türkiye'de en sevmediği adamların başında gelir. islam dünyasının türkiye'de en çok tanıdığı islam dünyasına en çok yardımlarda bulunan insanların başında gelir. senin benim patani'den, eritre'den, mora'dan, filistin'den, kudüs'ten haberimiz bile yokken bu adamın orada bağlantı kurup yardım ettiği insanlar vardı.

    28 şubat'ın zalimlerine direneceğine bu garibana vurmak türkiye müslümanlarına kolay gelmiş olmalı. doğrularını yanlışlarını tarih gösterecek. bugün içinde olduğunuz rüya haliyele değerlendirmeyelim bu adamı. ergenekonu yıktık yıkıyoruz serhoşluğu ile 28 şubat değerlendirmesi falan yapmaya kalkmayalım. zira bu ergenekonu gerçekte kim yıkıyor yerine ne gelecek henüz belli de değil. kendimizin olmayan yalancı zaferlerin arkasına saklanarak çok cesur değerlendirmeler yapıyoruz gibime geliyor.
    (seytanizmekarsitekyurek 26/03/2010 09:04)

>>


mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.