deneme  

başlık içinde ara

  >>

  1. alinti hey montaigne lanet olsun dostum gerçekten iyi denemeydi!!! alinti
    (usturublu 15/08/2009 16:36 ~ 27/04/2011 08:15)
  2. (bkz: deneme bir ki üç)
    (minelx 29/04/2010 23:11)
  3. en güzel, en iyi gibi betimlemelerden kaçınarak şunu söyleyebileceğim edebi tür; en rasyonel.

    zira hayatın ta kendisi de bir denemedir. herkes, hayatın anlamını ne bellediyse, ona göre bir şeyler dener. misal müslümanlar, mümin olmayı ve daha zor olarak mümin kalabilmeyi denerler.

    her durum, an, zaman dilimi denemelerle doludur. özgürce, parçalarıyla, olmuşları ve olmamışlıklarıyla. hayat roman gibi akmaz, masal gibi hiç akmaz, şiir gibi de değildir. hayat denemedir, deneme de bu açıdan hayata en yakın olandır.

    insanlar, o'na karşı kusa kusa bitiremedikleri nefreti bir kenara koyabilirlerse, bu türe çok hakim, güçlü yazar nihat genç'in eserleri türk edebiyatındaki önemli deneme eserlerindendir.
    (kurtlarladansedenyureklikaplan 14/05/2010 22:53)
  4. montaigne nin yarattığı bir edebi üründür.okunması ençok zevk verne türdür.nurullah ataç ın dyimiyle ben ülkesidir.
    (buddy 22/05/2010 14:22)
  5. sonuçları görmek açısından yapılan hede..
    denedik ve sonuçları görelim bakalım..
    (ben 22/06/2010 20:33)
  6. (bkz: tatbikat)
    (sekeratul mevt 10/08/2010 09:52)
  7. (bkz: deneme yazı türü)
    (birgaripyolcu 30/06/2011 23:00)
  8. ( #316763 )' e örnek olarak;

    gözünün görmediğini gönlün bir zaman sonra musibet kabul eder.rüyanda kulaklarının içinden çıkan kir,suya değdiğinde berraklığın rengini grileştirir ve sen bunu hissedersin.parmak uçlarını gelip geçicilikle körleştirmişken nedametle ellerini yüzüne yaklaştırarak sağırlıklarını sona erdirmiş olursun.senin paçalarına çamur bulaşır ve elmas çamura sukut etse de elmas olamaz artık.sen,arştan arza damlaları taşıyan meleklerin yaptığın şeylere şahit olduklarını bilirken yağmurda ıslanmayı seversin.halbuki gözyaşınla ıslansan daha güzeldir.

    zamanın gelecektir senin.vücudunda hayat sahibi olan tüm zerrelerin,geçmişte yaptıklarını hatırladığında tir tir titreyeceği zaman gelecektir.saatleri yıllarca geri alıp zavallı bir gencin elinden tutmak isteyeceksin.eğilip kulağına: "gözlerindeki hüznün nedenini biliyorum.boşlukta kalmış kalbini bedeninin duvarlarına çarparak öldürme.eliden bıraktığın ipin peşinden git hadi,hala geç değil.yolun sonunda hala aydınlık var.kalbini,sahibi'nin kudretine bırak.."demeyi her şeyden çok isteyeceksin;ama mümkün olmayacak..

    bugününe döneceksin sonra.her gece kalbine dokunarak uyuyacaksın.düşlerinde düşerken yükseklerden kalbin çıkmasın yerinden diye daha sıkı sarılacaksın sol yanına.kimin sol kaburga kemiğinde boşluğum şimdi diye düşüneceksin..gün ağardığında saç diplerinde bir ağırlık hissedeceksin.gözlerin çok uyumaktan şişmiş olmayacak.üstün açık kalmadığı halde üşümüş olacaksın ve altına saklanacağın bir örtün olmayacak;çünkü sen zamanında örtündüğünü yok saydın.
    ayaklarını kaldırımlarla buluşturacaksın.diline doladığın doğruluktan uzak,seni dipsiz kuyulara çeken kelimeleri çoktan kovmuşsundur benliğinden.tüm azalarında yaptığın temizlikten memnunsundur.hayat,varlığında taşıdığı ötelerle sevdirmiştir sana kendisini.yakınlara bakarak yürürsün,uzaklar da yakın oluncaya kadar.

    ve ne mutlu ki adım attıkça zamanın gelmektedir senin..

    (morfeus__ 01/10/2011 21:09)
  9. yürüyüş;
    yine yeniden çıkıyorum sensiz bir yürüyüşe. bu yürüyüş beni sana çıkarmıyor üstelik. seninle yürüdüğümüz yollar bile değil yürüdüğüm şu yol. sana yetişmek için nefes nefese de kalmıyorum üstelik. benden hızlı gidip ilerde bir yerde elinde en sevdiğim gofretle beklemediğini de biliyorum. bir yandan yürüyüş yaparken beni gülmekten kırıp geçiren ve yürüyüşü sabota eden muzır biri yok artık.
    yürüyorum işte, bazen hayalleri gerçek sanıp mutluluk çığlıkları atıyorum. ilkbaharında bir taze gibi pembe hayaller kurarken, birden ayaklarımın altında ki gazellerin çıkardığı seslerle kendime gelip sonbahar'da olduğumu hatırlıyorum.
    ne çabuk geçti ilk bahar ne zaman geçti? yürüyorum yinede kış'a çıkmak için yürüyorum. hava soğuyor vakit azalıyor gitgide. ruhumu ısıtacak şeyler arıyorum, bazen çabalıyorum gözyaşlarıyla ısınmak için bazen de bırak üşüsün diyorum.
    yürüyorum işte nereye gidiyorum bilmeden. bir dilenci görüyorum sonra, genç bir kadın kucağında bebeği. konuşmak istiyorum onunla. boynunu bükmüş yüzüme bakmıyor. hasta mısın diyorum, gençsin neden buradasın? zulmeden mi var sana? ses yok boynu hala bükük, çalışsan olmaz mı yardımcı olsam? hala boynu bükük. bağırmaya başlıyorum haddimi aşıp, kaldır şu kafanı yüzüme bak, şu yavruna acı, bu acizliğin nedenn? hala başı eğik duruyor kadının! hıçkırarak yürümeye devam ediyorum. bende boynumu büksem şu kadın gibi, ya rabbi senden gelen her şeye boynumu büksem, kalbimden bile azıcık bile sitem etmesem, senin kapında bir dilenci olsam kovsan'da gitmeyen, sana hasret yalnız sana meftun olsam...
    (medcezir 24/11/2011 01:50 ~ 04/09/2014 21:29)
  10. yağmur ve kar ve bir meltem esmiyordu sen giderken, herşey öyle normal öyle sıradandı.
    ve sen giderken kırıldım herşeye hiç bir şey anlamıyorlar diye.
    (medcezir 11/01/2012 02:36)
  11. yanılma bir sonraki evresidir..
    (feryâd-i ebkem 11/01/2012 15:33)
  12. tür olarak en sevdiğim yazın türü.
    (minelx 11/01/2012 18:26)
  13. bir ömür, bir insan ve bir kalp.
    bir kalp, bir insan için bir ömür.
    bir insan bir kalp uğruna bir ömür...
    (medcezir 12/01/2012 01:55)
  14. aynaya baktı, çılgına dönmüştü bir anda sanki. bağırmaya başladı. bıktım senden, pis yalancı, sahtekar arsız. yalan! yalancısın ayna, ben bumuyum sanki. yüzümün aksi bu, hani ruhum, hani nefsim hani onlar nerde?
    mırıldandı yorgun bir edayla, kaç kişi var içimde, sanki dünya'daki bütün iylikler ve bütün pislikler toplanmış içimde, hiç durmadan savaşıyorlar, dünya savaşı bu olsa gerek, dedi, en zor savaş!...
    (medcezir 14/01/2012 02:23)
  15. mektub;
    kızma bana, adını anmayalı yıllar oldu. nefret'de etmiyorum üstelik, bilirsin nefret'de sevmeye dair..
    sana ait herşeyi savurup atmam, hatırlamakdan korku değil sen yanlış anladın, çöpler çöpte olmalı bilirsin.
    bir duvara bakar gibi resimlere bakmak ve aynı karede olmak ağrıma gittiğinden yaktım bütün resimleri. aslında baksana neden yaktım biliyormusun tam olarak, söylesemmi bilemedim şimdi bak! acaba dedim küçük bir kırıntı biraz burukluk olurmu içimde, nasıl buz gibiydim bilsen! şu satırlara değmessin biliyorum, gözümde ki değerini! bilesin diye yazıyorum. bilirsin cimri sayılmam lakin sana, bir fatiha okuyamıyorum ve yaptığın herşey için seni allah'a havale ediyorum...
    (medcezir 15/01/2012 03:38)
  16. kimse hiç bir şey anlamazken ve hiç bir şeyi bilmezken. ve sen gelmiş ve çoktan gitmişken.
    ve kaçmaya çalıştıkça sana varmışken ve sen, hani sen, işte sen çok uzaklara gitmişken ve belkide bir daha görmek mahşere kalmışken ve hala senden önce kimselere dua edemezken ve işte öyle, bu kadar öyle işte...
    (medcezir 18/01/2012 01:42)
  17. rüya;
    karanlık bir kış günü, yerler ıslak ve heryer buz gibi. mezarlık burası. titriyorum ama soğuktan değil, mezar taşında adını görünce ürperiyorum nedensiz!
    sen! ben seni sevmem ki sevmiyorum üstelik hâlâ. sen! değilmisin şu yalan dünyada bana yalnızlığı öğreten. içimde ki nefreti kusmaya gelmedim ama buraya. nasıl geldim bilmiyorum. sahi ne işim var senin başında.
    ölüm, iğrendiğin birini bile masumlaştırıyormu dersin!? bilmiyorum işte bilmiyorum. belkide niye geldim, sana okuyacak bir fatiha bile yok içimde, demeyemi dersin?
    bilmiyorum çok tuhaf, herşey çok tuhaf. sanki hiç yaşamamış gibisin. gözlerimi kapatıyorum ve hayal etmeye çalışıyorum yüzünü, yok! tek bir çizgi, tek bir bakış, tek bir güzel şey yok sana dair. ama kötü birşeyde yok. allahım çıldırıyorum galiba, neler oluyor bana, kimim ben, nerdeyim, bu mezar kimin!
    ah nerde yıllarım, nerde samimi masum duygularım nerdesiniz?! hayır yalan değil, zehri taddım ben en acısından yalan değil.
    ne işim var burda, buz gibi mezarlık ve sen! yeter artık, gitsem bahar rüzgarları esen, hayat akan bir diyara. yaşamak istemek bile bu kadar zor bak halime. inan bana sen yokken de bu mezarlıkdaydım ben. bedenim dışarda ruhum buz kesmiş mezar başındaydı.
    senden nefret ediyorum bak hala. seni affetmek istedim birçok zaman. ve ettiğimi söyledim hatta. ama yalan! bak şimdi öldün, yoksun, yalana hacet yok. sen hayatta gördüğüm en art niyetli insandın. insanın hayat damarlarını kesen bir vampir yada. mutlu olmam seni ne kadar da üzerdi görürdüm.
    zaman geçtikçe bende öğrendim zulmetmeyi. nede olsa hocam sendin. insanlıktan çıkarken ellerimden tuttun hep!
    bak şimdi yoksun, zaten yoktun. öldün işte ve ben hala mutlu değilim. çünkü giderken hayat damarlarımı kesip gittin.
    bak herkes kınıyor şimdi beni. ölünün arkasından diyorlar, kötü söz söylenmez diyorlar. peki o zaman, mevtayı nasıl bilirdiniz diye neden soruyorlar! neyse artık gideyim. bir daha karşılaşırmıyız bilmem. beddua değil sana ettiğim. havale ettim seni rabbime ve dedim ki allahım bir daha gösterme şu yüzü bu acize!!!
    uyandım kan ter içinde, telefon çalıyordu, telefonda ki ses " o öldü " diyordu...
    (medcezir 28/01/2012 00:46 ~ 28/01/2012 00:51)
  18. çocuk;
    evcilik oynarken ve evcilikte hep sen anne bende çocuk olurken, hani hep sen bana yemekler yaparken, küçücük boyunla beni uyutmaya çalışıp ninni söylerken, sen çok iyi bir anneyken ve ben hep çocukken, yıllar geçince sen iyi bir anne olmuşken ve ben çocuk kalmışken ve şimdi buğulu gözlerle çayımı yudumlarken ve seni hatırlarken ve ilahi taktir derken buluyorum kendimi, taktir diyorum annecim, taktir.............
    (medcezir 29/01/2012 01:45)
  19. ninem;
    yine birgün doğmuş güneş yeryüzünü nuruyla sarmıştı. nineciğim hasta olalı iyicene sessiz sedasızdı. ayaklarına felç gelmiş ama elinden kur'anı bırakmamıştı. her gün her gece sabahlara kadar kur'an okuyor, adeta vadesini kur'anın nuruyla tamamlıyordu. ah benim güzel ninecim ne güzel ne tatlı sohbetlerin vardı. dedem gittikten sonra noldu sana derdim anlarsın yavrucuğum birgün anlarsın derdi.
    cuma günleri bizede kur'an okutur sonra da bir peygamber kıssası yada hz ali cenklerinden anlatırdı. yıllar geçmişti ve ninecim artık kendi başına birşey yapamaz hale gelmişti. susmayı öğretmişti hayat bana da. artık ninemle beraber susuyorduk.
    birgün odasına girdim, pencereye dönmüş gözleri yaşlıydı. içim doluydu, başımı dizlerine koydum. saçlarımı sevmeye başladı çocukluğumda ki gibi. gözlerimizden yaşlar akıyordu nineciğimle. ah canım ninem bana anlattığın hikayelerden en çok hangisini unutmadım bilirmisin dedim? gözlerime baktı, yusuf ile züleyhayı mı yavrucuğum dedi.
    sımsıkı sarıldım nineme, bak nine heryerde hüzün var görüyormusun, toprak hüzün kokuyor nine, baksana gökyüzünden bembeyaz hüzün yağıyor...
    (medcezir 09/02/2012 00:05)
  20. milattan öncesiydi bir kış günü düştüğümde yollara...batıdan doğuya iltica gibi bir yolculuktu bu...kimi yerde kar yolları kesmişti, kimi yere de bahar gelmiş, çiçekler açmış, ekinler boy vermişti ve yağmur yağıyordu bereketli çukurova topraklarına...aynı gün içinde urfa"ya yaz gelmişti sanki...dört mevsimi yaşamıştım bir günde, bense beşinci mevsimin peşindeydim, belki de...
    ibrahim in(a.s) ateşe atıldığı yerden atmıştım dünyaya olan heva ve heveslerimi ateşe..ve halilürrahman makamında dualarımı içimden arzedip, içimden amin demiştim...harranda sıcaktan bunalınca kümbet evlerin serinliğinde soğuk bir ayran içip, muziplik olsun diye çocuklara "urfa"nın tarihini üç ayrı dilde anlattırmıştım.. oysa ben, ana dilimden başka dil bilmiyordum...bir ayeti okur gibi teklemeden atlamadan hıfzettiği cümleleri söyleyiveriyorlardı bir çırpıda...araya girip alakasız sorularım dahi yanıltmaya yetmiyordu onları...ve zaman milattan önceyi gösteriyordu.....
    bitliste bir düğünü izlerken evin penceresinden, yedisinden yetmişine kadın, erkek durmadan dinlenmeden saatlerce bir folklor ekibi ustalığında halay çekerken, halay çekmenin onlar için bir düğünde oynamaktan farklı bir anlamı olduğunu fehmettiğimde de milattan önceydi henüz....
    mardin de süryani kilisende bir ayine şahitlik ederken, hemen yanındaki medresede vakit namazını eda ederken, otantik bir şehrin havasını solurken ve bin bir türlü duygularla taş ustalığının zarafetiyle dolu dar sokaklarında gezerken ve darülzaferan manastırının aktif faaliyetlerine tanıklık ederken ve tarihin sayfalarını okur gibi gezerken her bir odasında, insanları "inananlar" ve "inanmayanlar" diye ikiye ayıracak kadar görüşlerim bıçak gibi keskin olduğunda da takvimler milattan önceydi.....
    bir gün "sevda" diye bir şey düştüğünde gönle bütün zamanlar sıfırlandı... nemrut dağının zirvesinden güneş batarken,içimde başka güneşler doğuyordu artık...kommagene kralına inat, yüreğimin zirvelerine dikiyordum sevdamı ve her şey muhabbet kokuyordu....ve istanbul boğazının güzelliği karşısında ki hayretime, eyüp sultanda dualarıma, pierlotide şiirlerime ortak oluyordu bu koku...
    ve dolaştığım meriç in kıyısında, selimiyede ve maraş kalesinde ve sinop şelalelerinin sesinde ve küre dağlarının sis çökmüş doruklarında ve samandağında bir ermeni köyünün temiz ve düzenliliğine hayran olduğumda içimden geçen bütün "ahh"larda hep muhabbetin kokusu vardı.....
    milattan sonra ne zaman yola çıksam bir hüzün kaplıyor içimi...sanki giden "benim" de kalanım v(y)ar gibi...
    ve aynı anda içimde bir heyecan oluyor gittiğim yerde bekleyenim var gibi.....
    yani nereye gitsem firkatim de vuslatım da "iyi ki varsınız" dediğim birşey gibi.........
    (hercai05 10/02/2012 15:56)
  21. --- alıntı ---

    yalvarsam kapında nafile biliyorum, gözlerimden yaş değil kan aksada farketmez farkındayım, en derin en müteessir cümleleri kursamda faydası yok, bütün hasret türkülerini yakıp! en içlisini yaksam'da boş. gel desem, gitme desem, bırakma beni senin hayalinden uzak, yinede susarmısın?
    yalvarmıyorum bu sebepten, gözlerim'de kurudu üstelik, susmayı'da öğrendim hem, türkü dinlemiyorum hatta, hayalini'de al git, ama çok uzaklaşma lütfen, bir nefesden fazla gitme dayanamam...

    --- alıntı ---
    (medcezir 20/02/2012 01:23)
  22. her öss, kpss ve bilimum yök sınavlarına hazırlanan gencin yaptığı bir sınav türüdür. kendini dener dener durur.
    (dutyemisgeveze 21/02/2012 16:53)
  23. korku;
    korktuğu şeyler bir bir başına gelmeye devam ediyordu. bazen rüya bazende vehimlerle içini kemiren binbir korkuyla ne yapacağını bilemedi. hani bazıları; aklıma gelmeyen başıma geldi derlerdi. ama o hep aklına gelen korkularla yüzleşiyor, adeta korkmak'dan korkuyordu. korkmak kötümüydü, akla gelmeyenin baş'a gelmesi dahamı iyidi bilemedi. dualarını okudu, sağına döndü, aklına gelenleri kovmaya çalışıp daldı. kendi sesine uyandığında, ağladığını farketti fakat, rüyayı hatırlayamadı. elhamdülillah dedi, korkulardan emin kılana hamdolsun. ezanlar başlamıştı...
    (medcezir 16/03/2012 00:20)
  24. anlayabilseydi belki elinden bir şey gelirdi. anlayamayınca ne yapacağını da bilemedi. anlamak için çabaladı ama anlamak çabalamakla olmuyordu. anlasaydı aslında herşey farklı olurdu belki. anlamayan birine neden anlamıyorsun demek de saçmaydı. hayır anlamadığı şey anlaşılamaması değildi, hiç kimse anlamadığı anlamıyordu. aslına bakarsa anlaşılsın diye niye bu kadar çırpınıyordu ki? anlaşılmak çokmu önemliydi, anlayanlar yetmezmiydi? zamir, er veya geç merciine ulaşırdı ama birde sabır olsaydı. anlayışı kadar sabrı da olsaydı belki çok daha fazlasını anlardı. ama sabır anlayış gibi kendiliğinden değildi. sabır anlamanın en ince en hassas haliydi belki de. sıra sabra gelince, anlayışın bütün incelikleri uçup gidiyor, yerini öfke rüzgarları alıp kırıyor döküyordu. sabır zor değildi, çok zordu...
    (medcezir 17/04/2012 21:39 ~ 17/04/2012 21:40)
  25. simsiyah gecede yıldız yağmuru altında kanat takıp hayal aleminde uçarken, uzaklara çok uzaklara gitmişti yine. kuş cıvıltılarının çocuk çığlıklarına karıştığı mutlu bir dünyada akşam hazırlayacağı sofraya, tüten ocağına, güzel yuvasına, gül toplarken buldu kendini. akan suyu seyretti sonra karşılıklı yudumlarken çayını. günlük sıradan basit ve süfli olana yer yoktu hiç. her şey güzel herşey en zarif haliyle cereyan ediyordu sanki. gecenin karanlığında olan ışıkla hayaller kurdu nice zaman. hayallerine inanmaya başladı sonra. içine bir heyecan geldi, olacak gibi, olur gibi sanki. duaya açtı ellerini, ey yerlerin göklerin alemlerin rabbi ey benim rabbim, ey kuluna kafi olan rabbim, dedi durdu. bir el omzuna ilişti uyandırmak ister gibi rüyadan. hayali darmadağın oldu, duası boğazında kaldı yutkundu....
    (medcezir 15/05/2012 22:17 ~ 15/05/2012 22:23)

>>


mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.