emrah serbes  

başlık içinde ara
  1. herkes hakettiği yazarı okur demiş yazar.

    --alinti--

    2000 yılından itibaren türkiye de yazılan roman sayısı 3037. bu kitapların üç-beşi çok satan, otuz kadarı da "okurdan" ilgi görmüş kitaplar. Şunu sormak istiyorum: okurumuz ne durumda?
    emrah serbes: biz üçümüz 2000 den bu yana toplamda yedi roman yazmışız. Şikâyet varsa istatistiklerden düşelim, 3030 olsun, daha net bir rakam. bu tarz verilerle galeyana gelmeyi doğru bulmuyorum. nicelik niteliği doğurmuyor gerekçesiyle bir kalemde 3 bin romanı silecek miyiz şimdi? geçmişten bugüne kaç sağlam roman kalmış ona bakalım, enkaz altında kalan varsa onu çıkaralım, aramaya inanalım. aramaya inanan mevlasını da bulur, bizi de bulur. murat uyurkulak ı da bulur. cep telefonu kullanmayan barış bıçakçı yı bile bulabilir, bende ev telefonu var isteyene verebilirim. ayrıca bir romanı iyi roman yapan biraz da yanındaki kötü romanlardır. kötü kitaplara da ihtiyacımız var bu açıdan. nitelikli okur sayısının da zannedilenden daha fazla olduğunu düşünüyorum. "ben yazdım okumadı salaklar" elitizmini doğru bulmuyorum. İyi bir kitap yazarsanız er geç ulaşır okuruna. herkes hak ettiği yazarı okur.

    --alinti--

    www.radikal.com.tr
    (ben 16/01/2010 02:22)
  2. twitter'dan takip etmek isteyenler için;
    twitter.com
    (ben 23/05/2010 18:09)


  3. --- alıntı ---

    love story tadında başlayan bir filmi potemkin zırhlısına çevirmeye ne hakkın var. çok şükür yaşıyoruz çok şükür yazıyoruz diyorum ama niye anlatıyorum bunları. belleğin unutuşa karşı mücadelesi mi sadece. ne münasebet bu benim senkronize yalnızlığım.

    --- alıntı ---

    *

    (holofira 26/10/2010 15:19)
  4. 30 ekim ile 5 kasım tarihleri arasında, tüyap kitap fuarını basacak olan, filinta ekibinin haslarındandır.
    (nas 26/10/2010 16:52)

  5. --- alıntı ---
    kitap fuarındaki imza günüm (pazar 13-14 arası) sadece genç kızların katılımına açıktır, araya apaçi girerse kalemi kafaya yer baştan diyim.
    --- alıntı ---
    twitter

    tanım: behzat ç' nin yazarı, iyi yazar.
    (murteciyim 26/10/2010 19:29)
  6. o bir afili filinta. kalemi güzel.

    --- alıntı ---

    İnsanı delik deşik eden sessizlikler var, geceyi bölen çığlıklardan daha beter. Ve sen o sessizlikte ne demek istediğimi anladın. Çünkü sen de çocukken bir kuş olmak istemiştin. Yakınmadan, ortalığı ayağa kaldırmadan acı çekmeyi öğrenmek hayli zamanını almıştı.

    --- alıntı ---

    www.afilifilintalar.com
    (bstgtmim 24/02/2011 16:50)
  7. - alıntı - ilk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. böyle durumlarda "biraz zaman" her şeyi daha da beter ediyor. - alıntı - www.afilifilintalar.comafili-parcalar-madde-82-mutevazi-hakikatler edit: link vermek hala problem.
    (bstgtmim 15/04/2011 01:59 ~ 15/04/2011 02:03)
  8. beni anlayan tek yazar. --- alıntı --- dehşetin dibindeyim --- alıntı ---
    (zamana aykiri dusunceler 21/05/2011 23:30 ~ 21/05/2011 23:34)
  9. --- alıntı ---
    "yok dünyadan haberin. bir fabrika paydos ederken ortalığa çöken hüznü bilmiyorsun. bilmiyorsun suya bırakılmış kâğıttan kayıkların gerçek anlamını. rüzgârda uçuşan torbaları. moloz dökülmüş arsaları.
    bu hızla ölmeye devam edersek bütün dünya mezarlık olacak. ama sen hâlâ ölümü kişisel bir şey olarak algılıyorsun.
    herkes uzmanı olduğu konunun zalimi olmuş. ben de mi diye soruyorum. sen de diyor. ama üzülme. hiçbir şey bırakmayacağız arkamızda.
    çekip giderken sırtımıza saplanacak bir çift göz olmayacak. enkazımızı toplayıp öyle gideceğiz. asgari centilmenlik toz olmayı bilmeyi gerektirir."
    --- alıntı ---
    (dutyemisgeveze 22/12/2011 00:16)


  10. --- alıntı ---

    benim, çehov'dan ve o yazdan öğrendiğim şey şu: fırsatı varken ağlamalı insan. ele güne sergilenmeyecek duyguları olduğunu düşünmemeli. sadece gözüne sabun kaçmış çocuklara bırakmamalı bu işi. derdini anlatabilecek kadar ağlayabilmeli en azından. ve önündeki yol yürüyebileceğinden uzun olsa da yürümeli o yolu, yürüyebildiği yere kadar. sonunda perişan olacağını bilse de, zihni karmakarışık ve kalabalıkken kendisi yapayalnız kalacağını bilse de yürümeli.

    --- alıntı ---

    (tac mahal 01/02/2012 22:03 ~ 16/06/2014 18:49)
  11. kelime oyunu yapmadan, kurgudan ibaret samimiyetsiz cümleler kurmadan yazan yazar.

    --- alıntı ---
    "aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki?" diye sormuştu o gece. "bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi?" hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. sonra da çekip gittiler.
    --- alıntı ---

    ***

    ****

    (beklemek 11/02/2012 16:58)
  12. afili filintalar üyesi. yalovalıymış. benim takıldığım sahafa takılıyormuş. bana özellikle denk gelmiyormuş. behzat ç. dizisinin senaristiymiş... adam gerçekten kaliteli yazar üslubuyla yazdıklarıyla hayranlığımı kazanmış biri. hikayem paramparça ve erken kaybedenler kitapları tavsiyemdir
    (dilettante 04/03/2014 02:20)
  13. (bkz: deliduman)
    (fani 10/09/2014 21:38)
  14. sen gittin ve herkes ölmeye başladı.

    gül, ey, can. dedim ki, sana, gül. ey. can.

    ben senin hayatına girmeye nasıl yeltendim ki, bilmiyorum. çok içiyordum, çok fazla kendimde kalmıyordum, gündüzleri bile, iş yerinde gizli gizli içiyor, açıyor fotoğraflarımıza bakıyor, herkes beni şıp sevdi olarak bilirken, ben senelerdir içimde büyüttüğüm ateşi, üşüdüğüm zamanlarda avuçlarıma koyuyor da ısınıyordum. kimseler bilmiyordu. ben senin hayatına, yineden nasıl girmeye yeltendim, bilmiyorum, ey, can. ben senin hayatında zar zor toparladığın ve yeniden gülüşlerini taktığın baharına nasıl kast ettim yeniden, bilmiyorum. nasıl bir bencilliktir, nasıl bir yüzsüzlüktür tarif edemiyorum.

    ama yaptım, evet, hiç layık olmadığım hayatına, olanca yüzsüzlüğümle bir şekilde girdim. yeniden, sana yazılar yazdım üç günde. ben sana üç günde binlerce yazı yazdım ey, can. ben sana üç günde istemediğin kadar yaprak topladım. bilmiyorsun.

    çaya şükrettim. gözlerinin içine yeniden bakarken, sesin kulağıma ulaşırken, üstelik kokun da üzerime sinmişken, beni sana kavuşturan o çaya şükrettim. katlettiğim günlerin düştü aklıma sonra, kendimi gömmek istedim maviye zor tuttu bileklerimden ellerim. dur dedi içimden birisi, dur, inşa etmek varken, yıkma yeniden. yeniden uğraş, yeniden çabala, yeniden iste. belki kenarlarında çiçekler ekili caddelerde yeniden el ele yürürsünüz dedi. belki sabahın köründe çalışan emekçilere, çöpçülere, işçilere, memurlara, hamallara, ayakkabı boyacılarına beraber önlerinden geçerken günaydın! kolay gelsin! dersiniz dedi. belki, yeniden sevdirirsiniz bu şehri birbirinize, ikna edersiniz bu şehirde kalmaya gözlerinizi dedi. belki, belki işte, bir olursunuz, aynadaki yalnızlıklarınızı birbirinize açıklarsınız dedi. ona aynada baktığında aynada olamayışını anlatırsın dedi. ona, o yokken, onu nasıl yeşil tuttuğunu, nasıl şarkılar yazdığını, nasıl gözlerinden denizi döktüğünü, nasıl, nasıl uzaklara bakarken onunla yürüdüğü yollarda keskin bir susuşa büründüğünü ve hiçbir zaman yanındakilere bu durumu açıklayamadığını anlatırsın dedi. dedi ki, sen iste can dedi, kendini biliyorsun, sen bildiğine insanları inandırırsın dedi. inandım kendime, ey, can. inandım ve seni kendime inandıracağıma, çayın üzerine yeminler ettim. sana, nasıl aşık olduğumu ispatlayacağıma yeminler ettim.

    kelimeler, albayım. hakikaten bazı anlamlara gelmiyor.

    evet, kelimeler, sizin onlara yüklemek istediğiniz anlamları taşıyamıyor bazen. sana en çok bunu anlatmaya çalıştım. kelimeler dedim, taşıyamıyor insanları. ya biz ağır geliyoruz, ya da onlara haksızlık ediyoruz. bilmiyorum, ya ben hakikaten kendi aklımdakileri ve unutmadıklarımı ve unutamadıklarımı ve çoğalttıklarımı ya da büyüttüklerimi sığdıracak kelimeler bulma konusunda hakikaten başarısızım, ya da ciddi manada kullandığımız dille alakalı ciddi sıkıntılarım var. mesela, ellerime elin değdiğinde, avucumda avucunu hissettiğimde veya ilk sarıldığımızda kokunu içime çektiğimde yaşadığım ve başımın dönmesine sebep olan ve gözlerimi kapattığımda allah'a inancımı sorgulatan duyguya kısaca ‘özlem' demek, bana hislere yapılan bir haksızlık olarak geliyor. o yoğunluğu bir kelimeye yüklemek haksızlık değil mi, hem duyguya hem de cümle neferine? bu sebeple yeni arayışlara giriyorum sana olan duygularımı açabilmek için, bulduğumda haberin olamayacak diye üzülüyorum bir yandan da.

    ben çoğu şeyi anlamıyorum zaten, kelimeler bana gülerken. kelimeler bana ha ha! diye gülerken, ben çoğu şeyi anlamıyorum hala. ben mesela, hala, senin bana yeniden bir sabah gülen yüzünle gelebileceğini düşünüp mutlu olurken, yokluğunu benliğime anlatamıyorum inatla. hayatında başka birisi olduğunu ve ona aşık olduğunu üzerine basa basa vurgulayarak söylediğini ve benimle bir daha asla eskisi gibi olamayacağımızı söylemiş olmana rağmen, ben hala, ufak bir çocuk gibi, hüzünle, özlemle, açlıkla, muhtaçlıkla, senin, bana, yeniden, gelip, ellerimi, ellerine, alıp, gözlerini, gözlerime, dikip, bana, yeniden, umut, dolu, cümlelerle, bakıp, hiç, bir, şey, demeden, karşımda, durup, öylece, durup, yeniden, bir, şiirin, devrik, cümleleri, gibi, olabileceğimizi; yeniden aynı yolda yürüyüp aynı yöne yol alıp aynı senkronize adımları atıp aynı şeye bakıp aynı şeye gülüp aynı gülüşü paylaşıp sevgiyi neşeyi hüznü varlığı yokluğu yoksulluğu bolluğu hayatı her şeyi ve her şeyi beraber planlayıp beraber yapabileceğimizi düşünecek kadar yoksulum. yoksulluklarım da yoksunluklarımdan geliyor, söylüyorum, hep söylüyorum ve söylediklerimin içinde yaşıyor oluşum, adeta başarısız bir roman denemesinin içinden konuşuyor oluşum yüzünden, gerçekle yüzleşemiyorum.

    can, artık o yok.

    yoksun biliyorum. verdiğin son fotoğraftaki gülüşün kandırıyor beni. ben buradayım diyor bana ama sen yoksun.

    telefonumda çektiğimiz fotoğraflarımız beni kandırıyorlar ey, can. avuç içini ve saçlarını ve gülüşünü ve yan yana duran bedenlerimizi ölümsüzleştirmişiz, omuzlarımız birbirine değerken, hatırlarsın. eğleniyorduk da, mutluyduk da, benim senin kanına girişimin bilmem kaçıncı günüydü, inişimizde elimizden tutacaktın, kalbimi yerinden sökmeye niyetlenmiştin çünkü. ellerim beni inkar ediyor, ey can. ellerime bakıyorum. ellerimi sevmiyorum. ellerimi, titreyen ve çirkinleşen ve hiç bana aitmiş gibi durmayan, yabani ellerimi sevmiyorum. ben kendimi sevmiyorum. ben hiçbir zaman, bu bedeni sevemeyeceğim, biliyorum. ben ölene kadar ki bunun çok uzak bir düzlemde olmadığını artık herkes biliyor, bedenimden nefret edeceğim. çünkü, çünkü, bu eller ve bu diller ve bu beden ve bu akıl ve bu hareket ve bu kalp, lanet olası bu kalp, seni kendi elleriyle, avuçlarından ve aklından ve dilinden ve yüzünden ve ellerinden ve kalbinden uzaklaştırdı. uzaklaştırdıktan sonra pişman oldu ama korkaklığını bir kere giyindi bu beden. bu beden, direnmedi, bu beden senin yanında durmadı. kaçtı. kaçtı ve ağlaya ağlaya geri dönse bile hiçbir zaman seni hak etmedi. ey, can, ben bu bedeni asla sevmeyeceğim. çünkü artık sen bu bedenin teninde ve tininde olmak istemiyorsun.

    sensiz bu ellerimi sevemiyorum.

    sen tut(muş)tun ya, çirkin ellerim çiçek aç(mış)tı benim.

    şimdi her gece, bana attığın ölüm oklarını en yeni baştan, bana onları fırlattığın yerden, daha hızlı kendime fırlatıyorum ki, daha fazla acı çekerek, daha yavaş öleyim diye. şeytan azapta gerek ey, can. azabını en iyi şekilde giydirdim bedenime. yürüdüğümüz yollara, çay içtiğimiz masalara, sigara yaktığımı küllüklere, baktığımız denizlere ve dinlediğimiz şarkılara döküyorum kanımı.

    ey, can. öldürüyorum kendimi.

    ve bu şehrin duvarlarına ölümümü yazıyorum harf harf. senin geçebileceğin her yere, kanımın rengiyle acımı yazıyorum.

    "sen, gittin ve herkes ölmeye başladı"

    ağlıyorum bu satırları yazarken, ağlıyorum, günlerdir biriktirdiğim ne varsa döküyorum gözlerimden. ölüyor kelimeler, ölüyor cümleler, ölüyor harfler ve ölüyor önümde duran soğuk çayım. yanaklarım ölüyor ıslatan göz yaşının altında ve ben biraz daha üşüyorum yalnız daha doğrusu sensiz geçecek günleri ve seneleri ve ömrümü düşündükçe.

    ağlıyorum ve biraz daha eksiltiyorum aklımı, bu satırlara yükleyerek. kimselerin suçu yok, kimselerin günahı yok, kendi ruhumda bıraktığım derin ısırıkların adi suçlusu, vampiri, müellifi benim. sana kızamıyorum ey, can. sana nasıl kızabilirim ki ben, sen benim içimden koparıp atmaya yeltenemediğim ve ömrümce saklamaya yeminler ettiğim en masum yerimsin. sen benim bir yerimsin evet ve ben o yerde sensizken ömür boyu saklanarak yaşayabilirim, sen bilmezsin.

    ağlıyorum ve biraz sonra bu ağlayışıma birkaç kuş uyanıverecek ve bana neden ağladığımı sormak üzere parmaklarımın üzerine konmaya yeltenecekler. ben onları kırmaktan korktuğum için hem yazmayı hem ağlamayı bırakacağım ve hayatıma yine sensiz ve yine sensiz ve yine sensiz kaldığım yerden ya da kalamadığım yerden devam edeceğim.

    ağlıyorum ve bu son olmayacak.

    bir türkü çalacak biraz sonra, bir gülüş solacak. bir hüzün fotoğraflardaki usul bebeğin yanaklarına yapışacak. öyle de kalacak.

    sen gideceksin ve herkes ölmeye devam başlayacak.
    (kustepeli 25/03/2015 00:01 ~ 25/03/2015 00:04)
  15. bazen sinirden mi gözlerim doluyor, sevgiden mi, özlemden mi, yoksa nostalji ihtiyacından mı bilemiyorum, herhalde alışkanlıktandır deyip uyuyorum. beni bu çıkmazdan yasemin kurtarabilirdi, o da düşünmek için biraz süre istedi. yedi sene önce. bazen amma uzun düşündü diye düşünüyorum, daha çok günbatımlarında.
    (mecnune 25/03/2015 20:45)

mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.