fuzuli  

başlık içinde ara

  >>

  1. divan edebiyatı denince aklıma ilk gelen zattır.
    (alperen 20/08/2009 15:14)
  2. eşsiz bir su kasidesi yazarak peygamber efendimiz * e olan sevgisini cümle naat lara taş çıkartaçak şekilde iafde eden divan edebiyatının göz bebeğidir.



    --alinti--

    fuzuli rind i şeydadır, hemişe halka rüsvadır
    sorun kim bu ne sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı

    --alinti--


    (esrar 20/08/2009 15:18)
  3. mehmed bin suleyman, nâm-ı diğer fuzuli.. "selam verdim rüşvet değildir deyu almadılar " dönemi açısından ibretli bir tarihi vesikadır...bu Şikâyetnâmesi meşhurdur. hz. ali ´nin necef deki türbesinde türbedarlık yaptığı söylenir.
    (adlin.katledildigi.yerden 20/08/2009 15:38)
  4. --alinti--

    şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir*
    müptela-yı gama sor kim geceler kaç saattir*

    --alinti--

    gibi iki cümlede bir derdi enfes şekilde anlatabilen şairdir.

    edit: mezkur beyit fuzuliye ait değildir, saabit'e aittir.*


    (razumihin 20/08/2009 15:48)


  5. --alinti--

    on altıncı asırda yaşamış büyük şairlerimizdendir. asıl adı mehmet'tir. babasının adı süleyman'dır. fuzuli'yi eserlerinde mahlas olarak kullanmıştır. arapça, farsça ve türkçe dillerine hakim olup bu üç dilde de eser veren nadir şairlerden biridir. "leyla ve mecnun" eserinin yazarıdır. Ömrü boyunca maddi sıkıntılar yaşamış ve çok istediği halde irak topraklarının dışına çıkamamıştır. bağdat'ta görülen veba salgını sonrasında vefat etmiştir. risale-i nur'da ayrılık ve hüzün duygularına tercüman olan bir beytiyle zikredilmektedir (lem'alar, s. 226).

    fuzuli'nin hayatı ile ilgili bilgiler çok azdır. doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1480-1495 yılları arasında farklı tarihler verilmektedir. buradaki farklılık doğum yeri olarak gösterilen şehir isimlerinde de karşımıza çıkmaktadır. kerbela, bağdat, hille, necef ve kerkük beldeleri farklı kaynaklar tarafından doğum yeri olarak gösterilmektedir. bazı kaynaklarda isminin fuzuli-i bağdadi olarak geçmesi, bazı şiirlerinde "bağdadi" ifadesinden kaynaklanmakta ve buna dayandırılmaktadır. buna karşılık türkçe divanının birkaç yerinde bağdat'tan "diyar-ı gurbet" olarak söz etmesi de, bağdatlı olmadığının delili olarak gösterilmektedir.

    fuzuli'nin gerçek adı mehmet'tir. mahlas olarak "fuzuli"yi kullanmıştır. fuzuli; kendisini alakadar etmeyen işlere karışıp gereksiz sözler söyleyen kimse anlamına geldiği gibi, diğer bir anlamı da, yüce, üstün erdemli kimse demektir. Şiirlerde mahlas olarak kullanmak istediği tabirlerin başkaları tarafından kullanılması, şairlerin isimlerinden çok mahlaslarının ön plana çıkarılması ve doğabilecek karışıklıkları önceden önlemek maksadıyla bu mahlası kullandığı kendisi tarafından farsça divanının önsözünde dile getirilmektedir (abdulkadir karahan; "fuzûlî", tdvİa. 13. c. s. 241).

    mehmet, çocukluğunda arapça ve farsça'yı bu dillerde şiir yazıp söyleyebilecek kadar güzel bir seviyede öğrendi. Çocukluğundan itibaren dini ve müspet ilimler dallarında dersler aldı. Şiir yazmak hususundaki kabiliyeti gençlik yıllarından itibaren önemli ölçüde kendisini hissettirmeye başladı. ancak, ilim öğrenmeye karşı da büyük bir ihtiyaç hissettiğinden, bu duygusu da bütün mesaisini şiir üzerinde teksif etmesine mani oldu. böylece kendini tamamen şiire kaptırması önlenmiş oldu.

    mehmet, ilk eserlerinden olan ve "beng ü bade" adını taşıyan kitabını safevi devletinin kurucu ve hükümdarı olan Şah İsmail'e ithaf etti. bu gelişme bağdat'ın 1508 yılında Şah İsmail tarafından alınmasından sonra meydana geldi. Şair eserinde hayranlık ve takdir edici ifadelere yer verirken bağdat'ın alınması hadisesine de değindi. Şair, safeviler tarafından bağdat'a vali olarak tayin edilen İbrahim han tarafından yakın ilgi ve alaka gördü. bağdat'a götürüldüyse de, İbrahim han'ın kendi yeğeni tarafın öldürülmesi üzerine bağdat'tan ayrıldı.

    osmanlıların bağdat'ı aldığı tarih 1534'tür. fuzuli'nin bu tarihe kadar geçen yedi yıl boyunca ne gibi faaliyetler içinde bulunduğu, nasıl yaşadığı konusunda aydınlatıcı bilgiler mevcut değildir. bağdat'ın alınmasından sonra kanuni'ye beş kasidesini takdim eden fuzuli, ayrıca, "geldi burc-ı evliyaya padişah-ı namdar" ibaresini eserine kaydetti. bunun dışında, osmanlı devletinin üst makamlarında bulunan birkaç kişiye de kasideler sundu. bu yolla onların himayesini kazanmaya çalıştı.

    fuzuli'ye vakıflardan maaş bağlanacağını bildiren kanuni'nin sözünden sonra, günlüğü dokuz akçe üzerinden ödenmesi, kendisini memnun etmedi. kendisine tahsis edilen ödenekle ilgili olarak meşhur "Şikayetname"sinde memnuniyetsizliğini dile getirdi. bu memnuniyetsizliği, daha sonra giderilerek, ödemelerdeki güçlükler de ortadan kaldırılmaya çalışıldı.

    fuzuli, daha sonra birçok üst düzey devlet yöneticisiyle bölgede bulunan idarecilere mektuplar gönderdiği gibi bazı kasidelerini takdim etti. bu yazılarında, layık olduğu değeri görmediği, eserlerine hak ettikleri değerin verilmediği serzenişlerine yer verdi. irak dışına çıkıp bazı bölgeleri ziyaret etmek istediyse de bu arzusunu gerçekleştiremedi. Ömrü irak'ın birkaç şehrinde geçti. 1556 yılında bağdat ve çevresinde görülen veba salgını birçok kişinin ölümüne sebep oldu. bu salgın hastalıktan kendisi de kurtulamayarak 1556 yılında kerbela'da vefat etti.

    fuzuli'nin itikadi durumu bir çok araştırmacı ve ilim adamı tarafından tartışma konusu olmuştur. kendisine Şii diyenler olduğu gibi rafızi, hurufi, bektaşi vs. diyenler olmuştur. bu muhtelif isnatların en önemli sebebi, kendi itikadını eserlerinde net bir şekilde yansıtmamış olmasıdır. eserlerindeki kapalı ifadelerden yola çıkan bazı yorumcular, bu sebepten ötür farklı değerlendirmelerde bulunmuş ve farklı sonuçlara ulaşmışlardır. bir tarikata bağlı olduğu bilinmekle beraber bu tarikatın ne olduğu bedihi değildir. Özellikle on iki imama büyük bağlığı ile tanınmaktadır.

    risale-i nur'da, fuzuli'nin ismi, manevi üzüntü içinde, dostlardan ayrılığı ve bu ayrılıktan dolayı duyulan ızdırabı yansıtan bir beytiyle zikredilmektedir (vaslını yâd eyledikçe ağlarım / tâ nefes varsa kuru cismimde feryad eylerim). bediüzzaman, yaşının ilerlemesi, buna paralel olarak istirahat arzusu, sevdiklerinden ayrılıklar ve bu ayrılıklardan sonra adeta hayalen kaldırılan cenazelerin insan ruhunda meydana getirdiği büyük üzüntüyle görünen manzara karşısında fuzuli'nin bu duygularına tercüman olan beytine yer vermektedir. ancak, bütün bu ayrılık ve ızdıraplara rağmen bu dünyanın imtihan yeri olması, ahiret inancının insan ruhunda meydana getirdiği büyük huzur hatırlatılarak şikayet ve teessüre yer olmadığı hatırlatılmaktadır. İhtiyarlığa ermenin aynı zamanda vazifeden terhis olmaya, vazifenin bitip istirahat ve mükafata yaklaşmanın alameti olması hasebiyle bakıldığında memnuniyete dönüşeceği nazarlara sunulmaktadır. böylece rahmet alemine yaklaşmış olmanın huzuru ve mutluluğu insanın bedenini sarar (lem'alar, s. 226).

    İlim ve irfan sahibi olan fuzuli, şiir yazabilmeyi cenab-ı hakk'ın bir lütfu olarak sayar. bu durumun çok az insana nasip olduğunu belirtir. Şiirin özünde sevgi olduğunu, temelini de bilimin oluşturduğunu savunur. Şiir yazmanın da ilmi bir birikime sahip olmayı gerektirdiğini, aksi takdirde gösterilecek çabanın ve yazılanların boş olduğunu dile getirir. İlimsiz şiir yazmayı temelsiz duvara benzetir. temeli olmayan duvarın da değersiz olduğunu ifadelerine ekler. Önceleri aşka dair şiirler yazmasına rağmen bunun uzun ömürlü olamayacağına hükmederek bu tür şiirler yazmayı sürdürmez. İlmi birikimi tekmil etmek için büyük bir gayret içine girerek kendini yetiştirmeye çalışır. bunu da daha seviyeli şiirler yazmak için yapar.

    fuzuli'nin yazı ve şiirlerindeki kabiliyeti, üslubu, şiirlerindeki akıcılık, sadelik, insani duyguları mükemmel bir şekilde dile getirmesi, büyük takdir toplamasına ve divan edebiyatının en büyük şairleri arasında sayılmasına vesile oldu. dünyevi lezzetlerin kıymetsizliğiyle beraber, hiç kimsenin pençesinden kurtulamayacağı ölüm gerçeğini de çok güzel bir tarzda dile getirdi.

    türkçe, arapça ve farsça dillerini çok güzel bir şekilde öğrenerek bu üç dilde de eserler vermesi şöhretinin çok geniş bir alana yayılmasına vesile oldu. Özellikle farsça ve türkçe dillerinde kaleme aldığı yazıları büyük bir takdir topladı.

    fuzuli, çok sayıda eser yazan şairlerimizdendir. bunlar manzum ve nesir olmak üzere on beş eserden oluşmaktadır. arapça, farsça ve türkçe dilleriyle yazılmış üç divanı vardır. leyla ve mecnun, beng u bade, hadisi-i erbain tercümesi, sohbetü'l-esmar, hadikatü's-süeda adlı eserleri türkçe olarak kaleme almış, ayrıca türkçe yazmış olduğu mektupları da vardır. matlaü'l-itikad adlı eserini arapça olarak yazmıştır. heft cam, enisü'l-kalb, risale-i muammeyat, rind ü zahid, hüsn ü aşk adlı eserlerini de farsça olarak kaleme almıştır.

    fuzuli, değişik kesimler tarafından şiirleri bestelenen nadir şairlerimizdendir. "beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı" bestelenen ünlü eserlerindendir. aradan asırlar geçmesine rağmen halen şiirlerinin çalışmalara ve bestelere konu olması, saygınlığı olan kişiler tarafından incelenmesi, şairin değerini daha da arttırmaktadır.

    --alinti--

    (namutedilalbatros 23/08/2009 21:00)
  6. lise hayatım boyunca edebiyat hocamın yanlış yönlendirmesiyle nefret edip sapık addettiğim ancak iskender pala kitapları sayesinde kıymetini kavrayabildiğim, aşkı en güzel anlatan divan şairlerinden.
    (karabatak 09/09/2009 23:45)
  7. kelime anlamı 'gereksiz'dir... ancak pek bilinmeyen ve kullanılmayan bir diğer anlamı da 'erdem'dir...
    mehmet süleyman'ın bu adı seçmesinde ince bir detay olsa gerek...
    (adeviye 01/10/2009 14:29)
  8. --alinti--

    beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı
    felekler yandı ahımdan muradım şem i yanmaz mı

    --alinti--

    (zeynoshka 02/11/2009 07:45)
  9. dost bî-vefa, felek bî-rahm, devran bî-sükun
    derd çok, hemderd yok, düşman kavi tâli zebûn

    sâye-i ümmîd zail, âfitâb-i şevk germ
    rütbe-i idbâr alî, pâye-i tedbîr dûn
    (esrar 24/11/2009 12:08)
  10. şüphesiz en önemli eserlerinden birisi de ' leylâ vü mecnûn ' mesnevisidir. bu 3036 beyitlik mesnevi, klasik türk edebiyatımızın yapı taşlarından biri sayılır.

    "aşk derdinin devası kaabil-i derman değil
    terk-i can derler bu derdin muteber dermanına"

    aşk derdinin devası yoktur.. bu derdin tek dermanı, canını terketmektir..

    (tac mahal 24/11/2009 13:17)
  11. alevilikte yedi ulu ozan dan birisi kabul edilmektedir.
    (tac mahal 24/11/2009 13:30)
  12. (bkz: su kasidesi )
    (memnu 24/11/2009 21:24)
  13. gazel

    can verme sakın aşka aşk afeti candır
    aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır

    sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
    kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır

    her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
    her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır

    yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
    yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır

    aşk içre azap olduğu bilirem kim
    her kimseki aşıktır işi ahü figandır

    yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
    merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır

    gel derse fuzuli ki güzellerde vefa var
    aldanmaki şair sözü elbette yalandır.
    (esrar 10/12/2009 14:20)
  14. o fuzuli 'dir de biz çok mu lüzumluyuz ? ... *
    (kaizer 23/03/2010 02:55)
  15. ger derse ki fuzuli güzellerde vefa var
    aldanma ki şair sözü elbette yalandır.
    (esirkent 23/03/2010 15:10)
  16. aşk acısı çekmekten zevk alan,Allah aşkı ile durmadan acı çekmiş,bu acıları şiirlerinde,gazellerinde,eserlerinde işlemiş olan üstâd-ı azâm'dır.*

    (bkz: leyla vü mecnun)
    (uzletî iyâl 23/03/2010 15:18)
  17. babası mecnûn; u düştüğü dertten kurtulması için için kâbe ye götürür.....duâların kabul olduğu bu yerde mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü tealâya duâ eder:

    ve fuzuli o duayı şu beyitte dile getirir:

    ;ya rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
    bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.;
    *
    (hercai05 23/03/2010 15:24)
  18. faziletli şair.günümüzde beyitlerinin bir kısmı sağda solda,sözlüklerde,ayak altı forumlarda kendini dertli gösterme peşinde olanların oyuncağı olmuştur.yorulmayın boşuna,yazmayın sağa sola zira fuzuli'nin sofistikasyonu,gelişmişliği,derinliği ile bugünkü yaklaşım kabili kıyas değil.
    (prensiplerim vardir 27/03/2010 17:27)
  19. ya rab bana cism-u can gerekmez,
    cânân yok ise can gerekmez...
    (minelx 12/04/2010 19:01)


  20. --alinti--

    bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var
    aşık-ı sadık benim mecnun'un ancak adı var

    --alinti--

    (prensiplerim vardir 27/04/2010 00:58)


  21. --alinti--

    sevdiğim kim kurtarır zincir-i zülfünden beni
    görmemek yeğdir görüb dîvâne olmakdan seni

    --alinti--

    (bstgtmim 27/05/2010 17:36)
  22. osmanlıca öğrenmek şart dedirten büyük ilim insanı.*
    (asyali osmanli 27/05/2010 17:56)
  23. Beyhude gamlanma divane gönül, cümle alemin rızkını veren vardır. Yaptığın hatayı görmüyor sanma, kalpte gizli en derin sırları bilen vardır. Mal-ı emlakım var deyu güvenme, arkam var deyu dayanma, sırt üstü insanı yere vuran vardır... Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. Çektiğim alâmı bir ben, birde Allah'ım bilir...

    fuzuli
    (efil 10/06/2010 19:37 ~ 10/06/2010 19:37)
  24. öyle sermestim ki idrak etmezem dünya nedir
    ben kimem saki olan kimdir mey ü sahba nedir
    (sebnem sibumi 13/06/2010 05:02 ~ 13/06/2010 05:02)
  25. Gazelci şairdir.Leyla ile Mecnun mesnevisinin sahibidir.

    (bkz: Söylesem Tesiri Yok Sussam Gönül Razı Değil)
    (leyl 01/07/2010 02:01 ~ 01/07/2010 02:02)

>>


mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.