oblomov  

başlık içinde ara
  1. İvan gonçarov'un en çok bilinen kitabı. sinemaya'da uyarlanmıştır. ama kitabı kadar akıcı değildir. hatta sıkıcıdır bile.
    kitapta tembellik anlatılmaktadır. ya da tembel.
    (kelimenin tam anlami 15/08/2009 12:48)
  2. gonçarov şaheseri..
    doğu-batı ikilemini anlatır..
    rus olan oblomov doğunun tembelliğini temsil ederken, alman olan stoltz ise batının çalışkanlığını temsil eder.
    aslında oblomov'un tembelliğinin suçu kendisinin değil, ailenin tek oğlunu şımartan, tembelliğe alıştıran ve ondaki tüm yeteneklerin körelmesine neden olan ailesidir..
    bir de psikolojik bir şey olsa gerek kitabı elinize aldığınızda bir rehavet çöker üstünüze..
    (ben 22/05/2010 16:45)
  3. lys 2010'da lys-3'te bir soru çıkınca kendisi hakkında sınav esnasında hülyalara dalmama sebebiyet vermiş eserdir.. öyle bir etkisi vardır, her insan da mı bilmem ama ben de..
    şöyle geçti soruda "rus edebiyatının hiçbir kahramanı, ne raskolnikov, ne mişkin ne de prens adrey eski rus insanını hatta tüm doğuluları "oblomov"kadar açıklıkla, en özlü yanıyla temsil edebilir.. doğu, belki de ilk kez gonçarov'un bu büyük yapıtında kendi kendini tanımaya, batı'dan farkını anlamaya başlamıştır.."
    yani sadece tembellik değildir kitabın anlattığı ya da tembel..
    bütün bir doğuya bakış açısıdır.. ciddi bir dille anlatılacak bir konudur, yazarın dili de ciddidir.. ama hayata kocaman bir tebessümle bakmayı da bilir oblomov.. ya da her doğulu..
    sahi biz doğuluyuz, değil mi?
    (ben 28/06/2010 23:48)
  4. "bu kitapta önemli olan oblomov değil oblomovluktur."
    nikolay aleksandroviç dobrolyubov

    (bkz: oblomovluk)
    (bkz: oblomovluk nedir)
    (ben 14/10/2010 04:09)
  5. --- alıntı ---

    oblomov'un dışarı hayatı başlangıçta daha umutlu görünüyordu. petersburg'daki ilk yıllarında durgun çehresi sık sık canlanıyor, gözlerinde zaman zaman hayat, umut ve kudret ışığı parlıyordu. o da herkes gibi coşabiliyor, ufak tefek şeylerde sevinç ya da keder bulabiliyordu. ama o zamanlar çoktan geçmişti; gençliğin bu çağında insan her gördüğü adama candan bağlanır, her rastladığı kadına âşık olur, hemen evlenmeye kalkar, bazen de evlenip ömrü boyunca pişmanlık çeker. o mutlu yıllarda oblomov da güzel kadınlardan içli, tatlı, hatta arzulu bakışlar, vaatli gülümsemeler, ucuz birkaç öpücük elde etmiş, gözyaşlarına varan bir coşkunlukla sıktığı eller olmuştu. ama ilya ilyiç hiçbir zaman güzel kadınlara tutulmamış, sürekli olarak hiçbir kadının esiri ya da hayranı olmamıştı. bunun nedeni de, daha çok, böyle bir bağlanmanın doğuracağı zahmetler, külfetlerdi. oblomov kadınları uzaktan sevmekle yetinirdi. bir tanışıklığı birkaç gün sürdürüp de kendini âşık sandığı zamanlar pek azdı; aşk serüvenleri hiçbir zaman tutku haline gelmiyordu. sevgisi daha başlarken bitiyor ve bir okul çocuğunun aşkı gibi, masum, temiz ve basit bir halde kalıyordu.

    oblomov'un en çok korktuğu, kara gözlü, soluk ve mahzun yüzlü kızlardı. insana "heyecanlı günler ve ihtiraslı geceler" düşündüren bu meşum güzellerin bir halleri bir hallerine uymaz, dostlarına hep içlerini dökmek, bir şeyler anlatmak isterler, anlatırken de birden gözleri yaş dolar, kollarını boynunuza dolayıp kâh gözlerinizin içine, kâh göklere bakar, talih yıldızlarından bahseder, bazen de düşüp bayılırlardı. ilya ilyiç'in temiz ve bakir kalan ruhu belki de daha derin, daha özlü bir aşkı bekliyordu; fakat zamanla artık bir şey beklemez olmuştu.

    --- alıntı ---

    zaten oblomov yaşlandıkça, kendisine bir çocuk utangaçlığı geliyordu. dışarı ile bağlantısı azala azala kendi hayatının dışında kalan her şeyden ürküyor, çekiniyordu. ama odasının tavanındaki çatırtılardan korkmuyordu; onlara alışmıştı. odasındaki kapanık havanın, bütün gün dört duvar arasında oturmanın sağlığına gece rutubetinden daha zararlı olacağını, durduğu yerde yemek üstüne yemek yemenin insanı yavaş yavaş çökerteceğini düşünmüyordu; çünkü bunlara alışmıştı; alıştığı şeylerden korkmuyordu. alışmadığı şey, hareket etmek, hayata karışmak, adam görmek, öteye beriye koşmaktı. fazla kalabalıkta boğulur gibi oluyordu; bir kayığa binse, bir daha karaya ayak basamayacağı kuruntusuna kapılıyordu; arabaya binse atlar gemi azıya alıp kaçacaklar sanıyordu. bazen delice korkulara düşüyor, çevresindeki sessizlikten ürküyor, şaşırıp kalıyor, vücudunu soğuk ürpermeler sarıyordu. gözleri karanlık bir köşeye saplanıyor, oradan bir hayalet çıkıverecek sanıyordu.

    işte oblomov'un dışarı hayatı da böylece sona erdi. yavaş yavaş bütün gençlik hülyaları dağılıp gitti; ihtiyarken bile düşünüp coştuğumuz o içli, hüzünlü, tatlı serüvenlerden elini çekti.

    --- alıntı ---


    (lysis 26/10/2018 01:54)

mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.