mürteci sözlük » tohum - her şey aslına rücû eder

tohum  

başlık içinde ara
  1. necip fazıl kısakürek'in yazmış olduğu ilk tiyatro eseridir.


    --alinti--

    babıali'den ;

    "tohum"... millî kurtuluş hareketini ilk defa ve hususî plânda başlatan maraş, aile kökünün bağlı olduğu bu som ve sâf müslümanlık ve türklük yatağına ait bir kahramanlık destanı... avrupa'da okumuş ve avrupayı bütün dış tesellileri ve iç bunalımlariyle aydın bir batılıdan daha iyi tanımış soylu bir maraşlının ruhçuluk aksiyonu ve maddeye ruhla karşı çıkma hamlesi... ve millî kurtuluş hareketi ve bu hareketi yürütenlerden ne bir iz, ne bir isim... her türlü pohpohlayıcılıktan uzak, tam hasbî ve samimî eser...
    eseri muhsin'e okudu. göz yaşları içinde bir çift kelime:
    - Çok güzel!
    komünist olduğu söylenen, hattâ birtakım vesikalarla tespit edilmeye kadar gidilen ertuğrul muhsin, hiç de zannedildiği gibi değildir. onun (ideolojik) plânda komünizma ile hiçbir alâkası yoktur. o, "güzel"i ve "çarpıcı"yı gördüğü her yerde kendisini teslim eder. yalnız bu bakımdandır ki, ihtilâl sonrası rusya, onu, sapık gayesine eklediği birtakım cesur, açıkgöz ve çene düşürücü sanat buluşlariyle mestetmiştir. yoksa ertuğrul muhsin'in komünizma fikriyatiyle en küçük alâkası bulunsaydı, mistik Şair'in ruhçu, maddeciliğe hücumcu ve Allah gayesine perçinleyici eserini kabul eder ve bizzat oynar mıydı? hele ondan sonraki, doğrudan doğruya İlâhî tevhid gayeli ikinci eseri "bir adam yaratmak"...
    mistik Şair, sabık Şair devrinde ve büyük doğu'nun günlük gazete devresinde kendisine getirilen, onun komünist olduğuna dair vesikayı değerlendirdiği için, muhsin'in hatırı bakımından değil, hakikat noktasından bugün üzgündür.
    "tohum" tutmadı. sahneye konulmadan sedat simavi'nin "7 gün" dergisinde ve birçok gazetede bazı parçaları hararetli takdimlerle neşredilen, tiyatro münekkitliğine hevesli selâmi İzzet'in evinde birtakım babıâli esnafına okunan ve hayranlıklarını kazanan eseri halk beğenmedi. piyes başkasının olsaydı da mistik Şair seyirciler arasında bulunsaydı o da beğenmezdi ve derdi ki:
    - bu piyes dinamik hayat akışına ters, küçük hareket bahaneleri etrafında, hep mücerret fikirlerle örülü (diyalog) manzumelerinden ibarettir ve tiyatro eseri değildir. İçindeki fikirlere gelince, onlar makalelik şeylerdir ve kıymetleri ayrı bir mevzu...
    o zamanlar, peyami safa'nın, çalıştığı günlük gazetede habire medih yazılarına ve "işte, gerçek eser budur!" diye çığlık koparmalarına, ahmed hamdi tanpınar'ın da "mücerret fikri sahnede dondurabilmek sanatı"nı, (elit - seçkin ve üstün) zümreye mahsus olarak ön plânda savunmasına rağmen halk bu işten hiçbir şey anlamadı. başta nisbeten (elit) bir zümrenin doldurduğu ve mistik Şair'i defalarla sahneye davet ettiği tiyatro birkaç gece sonra fena halde tenhalaştı. sırf kemmiyet ölçüsiyle benzetelim ve aradaki keyfiyet farkını tenzih ederek belirtelim ki, piyesin her bitişinde tiyatrodan çıkan halk, cemaati birkaç kişilik bir mescit boşalıyormuş hissini veriyordu insana... ve mistik Şair, bir köşede, acıklı gözlerle bakıyordu bu manzaraya...
    eseri nazariyede "şaheser" kabul etmiş olan selâmi İzzet, ameliyedeki bu iflâsı görünce, kulu kölesi olduğu ertuğrul muhsin hesabına, bir temsil gecesi, mistik Şair'in kulağına eğilip fısıldadı:
    - yaktın adamı... yazık oldu muhsin'e!..
    bu söz mistik Şair'in ciğerine işledi. o, halkın ne demek olduğunu ve olta balıkları gibi hangi yeme koştuğunu pekâlâ bildiği halde suçu topyekûn ona yüklemedi, üzerine aldı; ve Çin (mandaren)leri kadar nadir bir topluluğu tatmin etmenin keyfiyet cevheri içinde halkı da doğuracak hamur terkibini sanat sırlarının başında görmeye başladı. efendi hazretlerini tanıdıktan sonra ruhunda zuhura gelen büyük inkılâp, ona, içinde çöreklendiği fildişi kuleyi yıkıp yerle bir etmeyi ilham etmişti. balının gölünde ölüp giden ve peteğinin bir hücresinde kıvrılıp kalan bir arı olmak sefaletti artık onca...
    o da kim oluyordu?.. peygamberlerin bile, en üstün idraklerin, sırrına erişmekten âciz olduğu mucizeleri halk için değil miydi?..
    elveda fildişi kule!.. İşte, o nurdan üzerine ilk akis düşer düşmez vardığı ilk merhale bu olmuştu. yerle gök arası köprüyü kurmak; ne bulutlar üstünde bir gök şamandrasına oturup muallâkta pineklemek, ne de yerde, bataklıklara saplı, sürüngen hayatı yaşamak... "tohum" bu dâvanın, iyi ayarlanamamış ilk verimi oldu. bu ayarlayamayışın üzüntüsü de mistik Şair'e öyle işledi ki, adetâ hınç haline geldi. seyirciyi (fizik) acıya boğacak bir (metafizik) örgü içinde aksiyon şartlarının en dinamikleriyle bir arada bir piyes yazmayı düşündü. Öyle bir piyes ki, kendi buhranının mücerret plânda hemen yırtınıcı fikir irtifaına çıkacak, hem de müşahhas kadroda saik ve sebeplerin en hak vericileriyle su sızmaz bir mantık ve görülmemiş bir entrika değerini kendinde toplayacak... kısacası, hem vaka, hem fikir, birbiriyle tam barışık ve kıvamlı, (elit) zümreyle aşağı tabakayı bir arada kucaklayacak... yazılış, oynanış, topladığı alâka ve taşıdığı mâna şekli ileride gösterilecek olan bu eser, "bir adam yaratmak", dâvayı halletti ve mistik Şair'in "tohum" piyesinde öldürdüğünden bahsedilen muhsin'i diriltmeyi, halktan ve münekkit geçinenlerden de hıncını almayı bildi. bu defa da daha garip bir tecelli... halk piyesi öylesine tuttu ki, tiyatroca her esere konulan temsil süresi içinde kalabalık mahşerî bir kesafet bağladı. harbiyeliler yerleri numarasız (pulâye) veya (paradi) denilen yere çıkabilmek için, biri öbürünün omuzunda, uzun bir kaputa bürülü, tek adam görüntüsü içinde içeriye dalmaktan başka çare bulamadılar. böylece, meselâ 200 kişi alan (paradi)ye 300 -400 kişi çıkmış oluyordu.
    mistik Şair, (metafizik) düşüncelerinin vakaya nakşiyle elde etmek istediği fizik tesiri öyle sağlamıştı ki, piyesin İstanbul temsillerinde ruhî hafakanlar geçiren ve perdelerin kapanmasını bekleyemeden çıkıp gidenler olmuş, ankara temsillerinde de falih rıfkı atay'ın yeni zevcesi mehruba hanım fenalık geçirerek bayılmıştı.
    mistik Şairle beraber hıncını alan ertuğrul muhsin de bu defa başka bir (kompleks)e düşecek, piyes belki bütün bir yıl sahnede kalacağı halde, onu en imrenildiği safhada, resmî süresini tamamlayıp sahneden kaldıracak, bir daha tekrarlamayacak, (röpriz - tekrar ele alma) ya asla yanaşmayacak, mistik Şair'in başka hiçbir piyesinde rol kabul etmeyecek; böylelikle bir defa nasılsa "tohum"a inanmış olmayı telâfi etmek zannına düşecektir.
    "bir adam yaratmak" piyesi etrafındaki bazı hikâyeleri ileriye ve 1937 devresine ısmarlarken kaydedelim ki, bu defa da, akliyle olmasa bile sezişiyle bazı sırları çözen orta aydınların büyük tutkunluğuna rağmen, üstün aydın rolündekiler, ondan, bir sürü yağcılık sözlerine rağmen hiç bir şey anlayamamışlardır.
    meselâ güya tiyatro münekkidi selâmi İzzet'in "akşam" gazetesindeki yazasında hüküm şudur:
    "- bu eser bir kafa ıstırabının hikâyesidir?"
    a benim efendim; ne ıstırabı, neden, nasıl, ne sebeple ve ne uğurda... hiç bahsi yok...
    peyami safa ise, "tohum"u şiddetle tuttuğu halde herkesçe tutulmadığını görüp bu defa herkesin tuttuğunu gördüğü esere zerrece iltifat etmeyecek ve hakkında tek kelime yazmayacaktır.
    ah, babıâli; sen öyle bir yokuşsun ki, mayanı tutturmaya başladığın 1875'den 1975'e kadar gazete (tiraj -baskı)sını 600'den 600 bine yükseltecek, fakat hakikatsizlik ve samimiyetsizlik tirajını yine 600'den ele alıp sıfır altı 600 milyona indirmeyi ihmâl etmeyeceksin!

    --alinti--


    (-sessiz- 03/05/2010 12:51)
  2. minicik yüreğinde kocaman bir ormanı gizlemeyi başarak kadar mütevazidir.
    (adeviye 03/05/2010 12:51)
  3. gıda emperyalizmi üzerindeki hükümranlığını kurmak isteyen ülkelerin en çok ilgilendikleri önemli kaynaklardan birisi...
    (zerre 18/09/2010 17:04 ~ 18/09/2010 17:06)
  4. otizmli çocuklar için ünlü sanatçılardan da destek alarak faaliyetlerde bulunan bir vakıf.

    (bkz: tohum otizm vakfı)
    (meyil adresim sensin 18/09/2010 17:06)
  5. (bkz: hazera)
    (zerre 18/09/2010 17:07 ~ 07/05/2011 13:29)
  6. canlılarda üremeyi/çoğalmayı sağlar. genellikle bitkiler için kullanılır. bazı bitkilerde meyve-tohum ayrımı var iken, kimi bitkilerde meyve-tohum aynıdır.
    (zaloglurustem 18/09/2010 17:12)
  7. (bkz: hibrit tohum)
    (zerre 18/09/2010 17:27)
  8. (bkz: tohuma kaçmak)
    (tuytun 09/02/2011 12:33)
  9. (bkz: yerlitohum com)
    (zerre 07/05/2011 13:29)
  10. türkiye'nin 2009'da dünyaya 17.618.000 dolarlık, 2010'da ise 161.308.971 dolarlık ihracat yaptığı dünyanın geleceği için en önemli kaynaklardan bir tanesi... ithalatta ise rakamlar arasında biraz uçurum farkı var: 2009'da 132.214.000 dolarlık tohum ithal etmişiz, 2010'da ise 1.489.549.847 dolarlık tohum ithal etmişiz. büyüme büyüme dedikleri böyle bir şey olsa gerek!..
    (zerre 03/01/2012 14:33)
  11. (bkz: tohumluk)
    (turuncuadam 30/08/2013 03:10)
  12. (bkz: israil tohumu)
    (zerre 05/08/2014 14:54)

mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.