yazmak  

başlık içinde ara

  >>

  1. --alinti--

    yazmak!
    yeryüzünün en uzak ve en yakın kenti.
    okumaya yaklaştıkça yaklaşan, uzaklaştıkça uzaklaşan bir şehir...
    ışıkları uzaktan göz kırpsa da, kapılarını herkese açmıyor
    parola soruyor geçici heveslere geçit vermemek için. yalnız sırra kadem basmak isteyenlere fısıldıyor sırlarını.

    a ali ural
    --alinti--


    (karabatak 06/09/2009 18:43)
  2. (bkz: okumak)
    (ubeyit hatipzade 04/04/2010 01:58)
  3. havayı, toprağı, karı, suyu, kağıdı, en nihayet kafayı biçimlendirmektir

    selamun aleykum
    (adlin.katledildigi.yerden 04/04/2010 02:20)
  4. (bkz: kitap yazmak)
    (adeviye 04/04/2010 13:32)
  5. mahkum olduğumuz kavram.
    ya tahliye olacağız
    ya müebbed, ya da idam.

    (bkz: her anımızın amel defterimize yazılıyor olması hakikati)
    (minelx 04/04/2010 14:08)
  6. bu entry ile anlatılmak istenen yazmak eylemi "interaktif sözlüklerde yazmak" ise, amaç, tanım yapmaktır. tanımlamak yani. tarif etmek. hangi konu başlığı açılmışsa onun mahiyeti hakkında, onun özgerçekliğine daha fazla yakınlaşmak adına.

    gazali, tanımlar konusunda önümüze ışık tutacak sözler söylemiştir, mihakkü'n nazar adlı eserinde. örneğin, "lafızlardan anlamı elde etmek isteyen zayi ve helak olmuştur" demiş büyük imam. bu durumda olanları, onu elde etmek istediği halde güneşin battığı ya da doğduğu yere arkasını dönen kimselere benzetmiştir.

    ona göre önce "...anlamları lafızsız olarak aklın(d)a yerleştiren ve daha sonra (bu) lafızları anlamlara tabi kılan kimse, doğru yolu bulmuştur..."

    anlamlar akılda yerleştirildikten sonra bir şeyin varlıkta dört derecesi olduğunu idrâk eden kimse,

    birincisinin özündeki gerçeklik,

    ikincisinin onun gerçeklik numunesinin zihinde yerleşmesi (imajinasyon),

    üçüncüsünün onlara delalet eden harflerle bu numunenin bir araya getirilmesi,

    dördüncüsünün de özellikle görme duyusuyla algılanan ve lafza delalet eden harflerin bir araya getirilmesini bir başka deyişle de yazma işinin gerçekleştirilmesi olduğunu bilir.

    "yazmak" der gazali, "lafza tabidir; lafız, ilmi izler, zira o, ona delalet eder."

    bu dört derece birbirine uygun, denk ve eşittir. ancak ilk ikisi, zamanla farklılık göstermeyen gerçek varlıklardır. bunlardan sonra gelen ikisi, konuşmak (söz) ve yazıdır ki, zamanlara, kişilere göre farklılıklar gösterir. çünkü onlar irade edilerek konumlandırılmışlardır. fakat, konjonktür değişse de, şekilden şekile girse de, kendisiyle gerçeğe mutabakatı ve muvafıklığının kastedilen şey üzere konumlandırılması konusunda ittifak halindedirler.
    (natrium 21/04/2010 01:08)
  7. görünenlerin ve acıtınca kanayanların kelimelere dökülmesidir yazmak.

    acıların da sağaltılmasıdır.
    kendini anlatırken, kendine kattıkların herkestir aynı zamanda.
    hem kendin hem kendi dışındakiler için. umut olmak için belki. umutsuz olduğun anda bile.
    sade ve yalın kelimelerle yüreğe dokunmak.. kendin gibi.. olduğun gibi..

    kulağına fısıldananlardır bazen,
    bazen içine doğanlar,
    bazen duyurmak istediklerin,
    bazen duymak
    hep insan üzerinedir.
    insan için
    insanla
    insandan
    (aynaveinsan 22/04/2010 21:13)
  8. insan bencilliğinin zirve yapmasıdır. alimler de dahil olmak üzere bencilce yazarlar. çünkü yazmakla mes'uldurlar. bilirler ki yazmazlar iseler kendilerine hesap sorulacak. en temelde yazma ihtiyacının oluşması bu minvaldedir.

    ardından unutulma korkusu gelir. insan unutulmamak için bir şey yapmalıdır. bir eser bırakmalıdır. ve bunun yazı ile oluşan bir şey olmasına kannat getirildiğinde fiil ortaya çıkar.

    ardından unutmak korkusu gelir. insan nisyanla malul olduğu için, hafızasına güvenemez. ve kendisinin ihtiyacı olduğunu düşündüğü şeyleri/bilgileri aradığında bulabileceği bir kayıt ortamı olsun ister. çünkü hafıza bunu her zaman yerine getiremez.
    (zaloglurustem 22/04/2010 21:24)
  9. argoda "ilanı ilgi".
    (kendini arayan adamin kendi 30/05/2010 16:50)
  10. alkolün etkisiyle yazmak bir uçurumdan düşer gibi yazmaktır. boşluktan geçerken bir kalemle onu doldurmaktır.
    (araf 30/05/2010 17:40)
  11. birleştiği kelimeye ecek/acak gibi olmak anlamı katan kelime...
    düşeyazmak, öleyazmak... gibi...
    (adeviye 30/05/2010 17:42)
  12. oldukça mesuliyetli bir eylem olmasına rağmen kolay cür'et edilen.
    (zair 17/06/2010 12:39)
  13. söz gümüş, sükut altın, yazmak ise elmastır.

    (bkz: kaşıkçı elması)
    (minelx 29/06/2010 15:59)
  14. sözle yazıyla kazanılmayacak savaş yok.. kalem sahiplerine düşen ilk vazife: telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcısı olmamak. halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak. bir kılıcın kazandığı zaferleri başka bir kılıç yok edebilir. kalemle yapılan fetihler, tarihe mal olur, tarihe, yani ebediyete..


    (bkz: cemil meriç)
    (ubeyit hatipzade 19/07/2010 10:53)
  15. *
    İçi yemyeşil bir bağa uğradım, bir de baktım ki genç bir, elma ağacının altında namaz kılıyor. Kendisinin namaz kıldığının farkına varmadan selam verdim. Selamımı almadı. Tekrar selam verdim. Yine selamımı almadı. Sonra namazını uzatmadı. Namazını bitirdikten sonra parmağı ile toprak üzerine şu şiiri yazdı:
    -Dil konuşmaktan men olundu. Çünkü o düşmanlığa sebebtir, belki afetleri celbedendir. Konuştuğun vakit, Rabbini zikret. Onu unutma ve her halinde Ona hamd et
    Bunu okuduğum vakit uzun uzun ağladım. Sonra ben de parmağımla yere şu şiiri yazdım:
    -Hiçbir yazan yoktur ki, yerde çürümesin, fakat zaman, ellerin yazdığını, devamlı saklar. Elinde kıyamet günü gördüğün vakit seni sevindirecek, olandan başka bir şey yazma.
    O genç, bunu okuduğu vakit, şiddetle haykırdı, sonra vefat etti. Onu kefenleyip defnetmek istedim, fakat:
    -Onun cenazesini melekler kaldıracaktır, diye bir ses işittim. Bunun üzerine çekilip ağaca doğru yürüdüm ve ağacın altında iki rekat namaz kıldım. Sonra cenazenin bulunduğu yere baktım. Cenazeden ne bir eser gördüm ve ne de bir haber alabildim. Kullarına istediği gibi ihsan eden Allahü Tealayı tesbih ederim.
    *
    (gulizar 17/09/2010 01:59 ~ 17/09/2010 01:59)
  16. Yazılan her kelime kalbindeki perdeleri birer birer aralayan ; mahreme uzanan el ...Beyâna uzanmış dil; titreyen sese indirilmiş mızrak sükûtunda.Mazinin yazıya saklanmışlığı,koyulan son nokta ile aldığı suret,şekillendiği hâl.İfşası inkişaf ettirdiği rüyâya gerçek beyitler serpmekte, tuz acısı kıvamında...
    (gulizar 17/10/2010 22:07)
  17. "Bir çaredir, yazmak
    arayışların ve hayallerin
    yıkılışından çıkan son sözlerdir belki
    belki ayışığında yaşadığın duygudur
    yazabildiğin, anlatabildiğindir somut kelimelerle
    ama yaşadıkların yazdıklarının çok ötesidir
    çok ötededir mavi göğün, yeşil yaprakların
    yıldızların hatta ve hatta bir karıncanın
    verdikleri yaşamda sana"
    (gregor samsa 17/10/2010 22:12)
  18. bir kaleme çeşitli mürekkepler doldurup doldurup boşaltmaktır,
    kalemi fırça etmek resim çizmektir, kalemi el, kelamı ten etmektir, okuyucuya kur yapmaktır.

    kanlı mürekkep,
    terli mürekkep,
    tuzlu, gözyaşlı mürekkep,

    her rengi var bu çarşıda, bu teşhirgahta,
    hepsi olmayınca olmuyor, yok yazılmıyor, eksik kalıyor, okunmuyor,

    ''arzı endam'' yazmak,
    ''bak ben buyum gördün mü, teşhir ediyorum bal gibi'' demek,

    çantana her rengi almalısın, hepsini kaleme katmalısın, en ebruliden, en karaya, en kırmızıya.
    kargaşa ve karmaşa.

    şehvetli mürekkep,
    acılı mürekkep,
    doğum sancılı, kelebek edalı,
    hasta ruhlu, sarı, pis, rezil... utanmaz, doldurup doldurup boşaltmak, boşalmak...

    yazmak...

    sus da yaz.

    (sevimer 17/10/2010 22:21 ~ 17/10/2010 22:24)
  19. fikirlerin harfler ve sözcüklerle, cümle ve paragraflarla, kalem ve mürekkep ile vuslat anıdır... kuyuya düşen yusuf'un halinin izdüşümü, züleyha'nın aşk düşü, kral peygamber davut'un hükümranlığı, kendisine yaratıcı katından ilim verilen süleyman'ın saltanatı, zekeriyya peygamberin şehadeti, musa peygamberin asası, mesih isa'nın geleceğini müjdeleyen yıldız, efendimizin hira mağarası... adem ve acun, hayat ve ölüm. düşüncenin görünen yüzü ve eylemidir, beyinde kapana kısılmış hayatın kağıt ile nikahıdır, aklın yaşadığı sancıların ferahıdır, tutkuların hayat ile randevusu, zihin labirentinde isyan ateşi yakan harflerin kutlu isyanıdır... nûn. kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki...*
    (suya nikahlanan hayat 09/04/2011 01:08)
  20. kurgulamak için aklın labirentlerini kurcalayan kalem hakikat karşısında un ufak oluyor. belki de bir hayranlığın, şaşakalmanın eseridir bu. gerçeğin suretine bakıp kıvranarak, binbir karın ağrısıyla bir gölge yont/ama/manın acziyetiyle, ol deyip ol-dur-an-ın kudreti karşısında yutkunup, hayran kalmanın dilsizliğidir bu. kalemin ve kelimelerin hamili bunu hayra mı şerre mi yormalı bir an bocalar. hayır, elbette hayır. hayra yorulan ve hayra yaslanarak yoğrulan her şeyin hayra evrile/bile/ceği ıskalanamayacak kadar büyük bir ışımaya sahiptir bu evrende. fakat bunun temini için gerekli olan yaslanış belki de bir ömürlük talim gerektirir. belki de kesin bir hüküm cümlesi olarak bitmeliydi bu son cümle ama kalem titrektir yargı belirtmekten yana. o sadece hamili olduğu kelimeleri büyütüp cümleler doğurmakla yükümlüdür, mahkumdur buna bir evreden sonra. bir anne ne kadar sahipse çocuğuna, ne kadar belirleyiciyse evladının çehresinden yana o kadardır yazanın cüssesi kağıt üzerinde. düşünce ve his cümlenin ebeveynleridir. elbette çekecektir kelamın kaderi ve kederi hamilinden yana. benzeyecektir yazının çehresi yazana. yazar geceden ve gündüzden, akıldan ve ruhtan kopardıklarıyla emzirir satırlarını. hamil neyle beslendiyse o akar kalemin göğsünden. ve bir dönem dişleri kaşınan kalem şimdi olduğu gibi yazanın aklını ısırır. yazan sadece hamilidir kelimenin. kimi demler aç kalem ağlar ve göğsü kurumuş yazarın bağrını yumruklar. bazen de yazarın aklını emmiş ve mürekkep dolmuş kalemin bağrı acımaktadır ve fakat bir delişmen kanal açılmalıdır kalemi tutanın ruhunda kağıttan yana. yazarın duyduğu elem mürekkebi kalemin damarlarından çekmektedir. hararet iki cephede de artar. söz olsun diye sayfalar yutması söylenebilir yazara. nasip der, haram lokma geçmeden beslemeye ve büyütmeye çalışır kalemini hamil. kendini ne eksik ne fazla ciddiye almalıdır, rabb onu ne kadar ciddiye alıyorsa o kadar. o, bir muhatap alma üzerinden edindiği güçle şah damarından yakın olan tarafından muhatap alınmanın onu inşa edişine gün be gün gebedir. ve doğum satır satır başlar. bismillah!
    (dilsizmutercim 14/05/2011 19:29)
  21. bazen gerçekten bir ihtiyaçtır.sıkışan bulutların birkaç damla yağmur dökmesi gibi gönülden süzülen bir kaç damladır belkide.
    (medcezir 09/07/2011 14:41)
  22. ızdırab veren bir eylemdir.
    (vandal 09/07/2011 16:33)
  23. bazen haddini aşmaktır.
    (esrar 25/08/2011 10:57)
  24. yüreğin konuşması, konuşturulmasıdır yazmak. herkesin beceremeyeceği bir şeydir ve kağıda dökülen her şey değerlidir. bir kalemle çıkılır yola. bir kalem el, ayak olur yüreğe. dile getirir en gizliyi. bir kalem yazar yüreği ve gün gelir aynı şekilde bir kalem de yıkabilir...
    (dedim ve noktayi koydum 25/08/2011 18:34)
  25. aklın kalıbını karbonla kağıda çıkarmak, sonra izlemek kendini.*
    (fuu 25/08/2011 19:43 ~ 25/08/2011 19:44)

>>


mürteci sözlük © 2009 |

Mürteci Sözlük hiçbir resmi veya gayri resmi kişi ve/veya kurumla bağlantılı olmayan, kullanıcılarının katılımıyla işleyen bağımsız bir platformdur. Mürteci Sözlük'te yer alan yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Sözlük öndenetim mekanizmasına sahip olmadığından, bu yazıların doğru olduğu hakkında bir teminat vermez. Bu ortamda yol açabileceği hukuki mahzurlar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden Mürteci Sözlük Ekibi ile bağlantıya geçiniz.